1 Şubat 2010 Pazartesi

SİVASSPOR:1 FENERBAHÇE:5

Öncelikle ligin ilk yarısındaki G.Saray maçından sonraki en net, temiz ve göze hoş gelen futbolu oynadı F.Bahçe. Hangi F.Bahçe, sezon başında transferlerden sonra kurduğu ilk 11'den 7 tane oyuncusunun olmadığı F.Bahçe. 4 as adam cezalı, Guiza sakat, Carlos ve Kazım takımda yok. Volkan, Gökhan Gönül, Bilica ve Alex sadece sezon başındaki takımın 11'den kalanlar. Ve ortaya konan futbol bu 7 adamlıdan çok daha tatminkar (Bu 7 oyuncudan sadece Emre Türk, Kazım'ı Türkten saymıyorum). Dolayısı ile A.Wenger'in "1 Brezilyalı hiç Brezilyalı 3 Brezilyalı çok Brezilyalı" sözü gerçek sanırım.

Neydi F.Bahçe'nin diğer maçlara göre artıları.
1. Skora ve dakikaya bakmadan 90 dakika maçın içinde kaldılar ve en ufak bir konsantrasyon bozukluğu yaşanmadı.

2. Sürekli yardımlaştılar, her topa ilk müdahale için bastılar (ilk gol bunun eseridir)

3. Sakin ve sabırla top yaptılar, herşeyden önemlisi oldukça düşük top kaybı ile oynadılar. Selçuk oyunun genelinde iyi görünsede gereksiz top kayıplarında birinciliği kimseye bırakmadı.

4. Sezon başında kanat bindirmelerinden güzel pasajlar sunan takım sonra ani bir duraklamaya girdi ancak bu maçta Uğur-Vederson, Gökhan-Mehmet ikilileri ile başarılı kanat akınları gerçekleşti. Özellikle Uğur Sevilla maçlarını bize hatırlattı.

5. Dinamik bir orta sahanın ve kanatların neler yapabileceğini, Alex'in böyle bir yapı içinde nasıl gol bölgelerinde daha verimli kullanılabileceğini ve hücumda oynayan oyuncuların kapasite artışını görmüş olduk.

Orta sahanın ve forvetlerin sürekli ileride basmaları Sivas'ın kaleye yaklaşmasına mani oldu. Gol hariç tek pozisyonları var o da ceza sahası dışında.


Bu maç ilerisi için ne derece ölçü olur onu bilemeyiz tabi ki hele ki haftaya ve Bursa kupa maçında tüm cezalı oyuncuların takıma döndüğünü düşündüğümüzde. Ancak isteyerek, hırsla ama aklını kullanarak, sürekli yardımlaşarak oynanan bir oyunda nelerin olabildiğini gördük. Ancak Uğur, Vederson, Selçuk, Deniz gibi oyuncuların performanslarının geçmiş yıllarda hiç süreklilik arz etmediğini de gerçek olarak önümüze koyalım.

Burada bir paragrafta Daum'a açalım. Sanırım Türkiye'e en çok eleştiril alan teknik adamdır. Ancak yedekleri dahi üst performans yaptıracak ve kondüsyon gösterecek kadar takımın içine katmış durumda. Bu da alkışı hakeden bir performans. Hakem Kuddusi Müftüoğlu ise başarılı bir performans gösterdi. Tartışımaya açık bir pozisyon dahi bırakmadı. Tebrikler.

MAÇIN ADAMI: Uğur Boral

MAÇIN ŞUTU: Mehmet Yıldız'ın 8 ay sonra kaleye ilk çektği şutun gol olması

MAÇIN HAKEM HATASI: Bravo Kuddusi Müftüoğlu.

MAÇIN HATASI: F.Bahçe'nin ikinci golünde adeta uyuyp kalan Sivas'ın savunma göbeği

MAÇIN POZİSYONU: Mehmet Topuz'un direkten dönen topu. Ancak güzel olan topun Mehmet'e gelene kadarki katettiği yol ve bu yolun kalitesi.

26 Ocak 2010 Salı

ÖNDER'İ AFFETMEK


"Öte yandan bir süredir takımdan ayrı olarak çalışmalarını sürdüren Önder Turacı da laktat testine katılırken, tecrübeli futbolcu takımla birlikte çalışmalara katılacak"

Önder'in affedildiğinin farklı bir dilde anlatımı resmi siteden bu şekilde duyruldu. Neden ceza aldı neden affedildi kamuoyunca anlaşılması pek mümkün olmadı. Yönetim tarafından bir açıklama yapılmadıkça anlaşılması mümkün değil.

İzin gününde sözlüsü yada kız arkadaşı ile yaşadığı bir tartışmadan sonra elini kesmesi ve ameliyat olması bir disiplinsizlik olarak addedildi ve kadro dışı kaldı. En azından bildiğimiz bu. Oyuncular araya girdi Daum ısrarcı oldu ama yönetim yada Aziz Yıldırım affı gündeme dahi getirmedi takımdan ayrı olarak çalışmalarına devam etti. Sonrasında ise 4 önemli oyuncunun Sivas maçı öncesi cezalı duruma düşmesi ile affedilmedi ama takımla çalışmalara katıldı.

Tüm bu gelişmeler eğer cidden böyle ise yönetimin disiplin anlayışında ciddi bir sorun var demektir. Yok bizim bilmediğimiz haklı sebeplerden dolayı verilmiş bir ceza var ise diyecek bir şey yok ancak bunu da yönetim yada Önder açıklamadıkça bilmenin imkanı yok. Ama bu haliyle yönetim ciddi şekilde töhmet altında kalmış durumda.

Sezon başından beri takımda olan olaylara bakacak olursak Önder'e gelene dek kadro dışı kalması gereken bir dolu adam var aslında. Ancak takımın sağlığı ve Önder'e diş geçmesi sebebiyle günah keçisi Önder oldu sanırım.

Otelde yaşanan kelepçeli geceler, maçlarda bazı oyuncuların ruhsuz ve vurdumduymaz halleri Önder'e gelene kadar cezalandırılması gerekli konular. Ve hatta son maçta Cristian, Santos ve Lugano'nun gördüğü anormal derecedeki abuksabuk sarı kartlar benim açımdan mide bulandırıcı.

Tüm bunlara bakınca Önder ne kadar masum kalıyor. Ancak bu cezanın affı ileride çok baş ağrıtacak ondan eminim.

23 Ocak 2010 Cumartesi

FENERBAHÇE:3 DENİZLİSPOR:1



Nihayet 2. yarı başladı. 2. yarı ile birlikte ben de yazılarıma kaldığım yerden devam ediyorum. Okuyuculardan bu 2 aylık mecburi ara için özür diliyorum.

Ligin 2. yarısı yağmur ve bakıma rağmen çok ağır bir zeminle başladı. İkinci yarıdaki fikstür avantajı bu zeminle F.Bahçe için dezavantaja dönüşebilir. Çünkü ilk 10 haftadan sonra görüldü ki (Aynı şey G.Saray içinde geçerli) Anadolu takımları F.Bahçe’yi durdurmak için oyun oynamak yerine tamamen oynatmamayı seçiyorlar ve seçecekler. Bu da işlerin F.Bahçe için bir kat daha zor olması anlamına geliyor. Bu durumda orta sahanın hücuma katkısı F.Bahçe’nin 2. yarıdaki etkisini ve durumunu belirleyecek. Cristian’ın daha fazla oyuna girmesi gerekli –bu kapasite onda mevcut- ancak bunun için de Bilica-Lugano ikilisinin daha güvenli ve rahat oynaması gerekli. Burada iş özellikle Santos ve Gökhan’ın hızlı kademeye girmelerine ve önlerinde oynayacak olan iki kanat oyuncusunun sürekli ortada alan daraltıcı oyun oynamasıyla mümkün. İlk müdahalelerde yapılacan hatalar geri dönüşleri zayıf olan bu ikilinin sürekli sorun yaşamasına ve orta sahanın sürekli gömülmesine sebep oluyor. Bu durumda Alex ve önünde oynayan oyuncuların pas alanı uzuyor, etki alanı düşüyor. Bu Antalya kupa maçı ve Denizli maçıyla artık net bir şekilde ortaya çıktı.

Özellikle son 15-20 dakikadaki baskılı oyun aslında sürekli eleştirilen hücum oyuncularının özelliklerini ortaya çıkardı. Ancak ne Daum ne de diğer yöneticiler bu tarz bir oyunu sürekli oynayamayacağını düşündükleri için olsa gerek Brezilya’da ekmeğini taştan çıkaracak golcü peşindeler yada bize öyle geliyor. Gökhan Ünal transferini de bu kapsamda görüyorum. Guiza ise F.Bahçe’ye geldiğinden beri en etkili ve istekli oyununu bu maçta oynadı ve İspanya’da nasıl gol kralı olduğundan pasajlar sundu aslında bizlere.

Gökhan Ünal’ın takıma katılması tartışılsa da takımı katkısı tartışılmayacak. Bu maçta tüm gollerin içinde yer aldı. Bu hava ve saha şartlarına rağmen Semih ve Guiza takımın en etkili ve en istekli isimleriydi.

Fenerbahçe Carlos’un gidişi, Santos beke dönüşü, Kazım’ın takımdan ayrışı ile kanat bindirmesi yapacak oyuncu bakımından ciddi bir zayıflık içinde girdi. M.Topuz, U.Boral, Özer bu kanat yükünü kaldıracak oyuncular değil. Aykut Kocaman Brezilya’dan bir kanat oyuncuyla dönerse hiç şaşırmamak lazım.

Denizlispor maçı yenilmemek için oynadı, gol haricinde kaleye dahi yaklaşamadı, maçı kaybetmeyi sonuna kadar hakettiler. Bu şekilde ligde kalmaları da mümkün değil. Ligin Ankaraspor’dan sonra 2. yolcusu olmanın en büyük adayı.

Herşeye rağmen bu soğuk havada ağır sahada mücadele eden oyuncuları kutlamak lazım.

Ancak aklıma takılan birşeyi de yazmadan edemeyeceğim. Bir sonraki maçta cezalı duruma düşen 3 yabancı oyuncu, Santos, Bilica ve Cristian'ın kart gördüğü pozisyonlar kritik içeriği olmayan ve sarı kart görmek için inanılmaz gereksiz hareketleri içeren pozisyonlar. Acaba soğuk ve karlı Sivas havası bizim Güney Amerikalıları korkutmuş olmasın sakın? Umarım sadece bir kuruntudur bu düşünce.

F.Bahçe ise 2. yarıda izleyeceği yolun ip uçlarını almış olmalı.
Basketboldaki ‘Her takım oyun kurucusu kadar oynar’ sözünü futbol için ‘her takım orta sahası kadar yol alır’ şeklinde söylemek doğru olmalı. F.Bahçe kalede Volkan, Gökhan-Lugano-Bilica-Santos ve Guiza-Semih-Gökhan-Alex dörtlüleri ile bence tartışmasız ligin en iyi ön ve arka hattına sahip. Ancak bu hatların gücünü daha kuvvetli bir orta saha ile ortaya çıkartabilir. Daum ustalığını bakalım 2. yarıda görebeilecek miyiz?

MAÇIN ADAMI: Daniel GUIZA

MAÇIN HAKEM HATASI: Semih’in çok net bir şekilde aldığı topu taban girdi sebebiyle iptal etmesi.

MAÇIN HATASI: Gole kadar çok iyi oynayan kaleci Özden’in baraja rağmen hatalı hareket etmesi ve tek ayak üzerinde yakalanıp Santos’un vuruşunu kalede görmesi.

MAÇIN ŞUTU: Guiza’nın direkten dönen vuruşu. Maçın erken çözülmesine mani oldu.

MAÇIN POZİSYONU: 2. golde Gökhan’ın vuruşu, Semih’in top takibi, Guiza’nın ölçülü pası ve Özer’in net plasesi. Her biri bir puzzle gibi skoru oluşturdu.

21 Kasım 2009 Cumartesi

BEŞİKTAŞ:3 FENERBAHÇE:0

Mağlubiyetler üzücüdür tabi ki hele derbilerde alınanlar ancak bu mağlubiyet karşında pek üzüldüğümü söyleyemem. Çünkü Fenerbahçe skor tabelasına bakmaksızın Beşiktaş'a göre oldukça iyi performanslı bir ilk yarı oynadı. Maçı koparabileceği an ve pozisyonları yakaladı aslında. 8. dakikada Serdar Özkan'ın direk dibinden auta giden topu haricinde ilk yarının genelinde %100 net olmasada Gökhan, Carlos, Alex ve Santos'la şut ve pozisyonlar buldu. İlk yarının sonunda Alex'in serbest vuruşu direkten döndü ve 19. dakikada Gökhan'ın net bir penaltısı verilmedi. Beşiktaş ise kalan 37 dakikada herhangi bir etkinlik gösteremedi. İlk 15-20 dakika iç saha olması sebebiyle diri ve mücadeleci gözüktüler sadece.

M.Topuz, Cristian, Emre, Gökhan oldukça uyumlu ve etkiliydiler. Alex ortada yokmuş gibi gözükse de önemli yerlere koşular yapıp özellikle Mehmet Topuz'a çok alan boşalttı. Kazım önceki maçlara göre etkisiz kaldı. Fink ve Ernst Emre-Alex bağını koparmak üst düzeyde çaba gösterdiler ve çoğunlukla başarılı oldular. Sivok ve Ferrari ikilisi F.Bahçe'yi içeri pek sokmadılar ve dışarıdan şuta zorladılar. F.Bahçe ise buna rağmen gol olmayan düzgün şutlar çıkarttı aslında. ilk yarı boyunca.
İkinci yarıda ise Emre'nin sakatlandığı bir anda ne yazık ki yapılan ortaya koşan Fink'in 5 metre önünde olmasına rağmen koşamaması ve Fink'in güzel bir vuruşla golü yapması hemen ardından Bobo'nun golü maçı bitirdi. Maçın kalan kısmı ise doğal olarak Beşiktaş'ın üstünlüğü ile geçti.
Bu andan sonra da F.Bahçe maç konsantrasyonunu burada bıraktı. Böyle bir noktadan sonra maçı çevirmek Barcelona için dahi imkansız hale gelir ki Kazım'ın gereksiz atılmasıyla son çivi de çakılmış oldu. Futbol şansı da ciddi şekilde Beşiktaş'ın yanındaydı.
Beşiktaş yüksek konsantrasyonla hazırlanmış maça, çok iyi mücadele ettiler, galibiyet için tebriği de hak ettiler.

Ancak şunu söylemeden geçemeyeceğim. Ne Fenerbahçe bu maçı kaybettiği için çok üzülsün, ne de Beşiktaş kazandığı için çok sevinsin. Alex'in vuruşu direk yerine ağlara çarpsa yada Gökhan'ın penaltısı verilmiş olsaydı şu anda çok başka şeyler konuşuluyor olacaktı. 19. dakikada kendi sahanda 1-0 geri düşmek neler getirebilirdi kimbilir. Dolayısı ile bunu gözeterek analizi ve eleştiriyi yapmak gerekir. Fenerbahçe benim görüşümle kötü oynamamış 3 dakika içinde haketmediği bir mağlubiyet almıştır. Ancak eksik yerlerini kapatmaya ve bunları giderme yoluna gitmeye mani olmamalıdır. Beşiktaş ise bu galibiyete rağmen şapkasını önüne koyup daha etkin olmanın yolların aramalıdır. Beşiktaş takım savunmasını iyi yapan ancak gol 3-0'a rağmen gol yollarında etkisiz bir görüntü çizdi. Üst üste gelen 2 golden sonra yapılan pozisyon analizleri yanıltıcı olur. Zaten bu sezonki BJK analizi de bunu gösteriyor. Ben bu şekilde Beşiktaş'ın çok uzun soluklu bir şekilde bu ligi götürebileceğini düşünmüyorum. Ancak yine de ilk 3'ten düşmez.
Fenerbahçe ise Van Hooijdonk'tan sonra golcü sorunu büyüyerek devam ediyor. Devre arası bir golcü takviyesi şart görünüyor. Yoksa Avrupa'da tur ilerleme ve ligde şampiyonluk şansını zora sokacaktır.
G.Saray'ın Manisa'yı yeneceğini düşünürsek puan farkı arada pek kalmadı Beşiktaş ile ve lige yeni bir renk geldi.

Ancak F.Bahçe 13 maç sonunda zor dönemeci bitirdi. Sezon başı görüşümde ligin ilk yarısını 2-3 puan bile geride bitirse ligi kopartacağını düşünüyordum ki şu anda aksilikolmazsa daha iyisi olacak gibi duruyor. Özellikle 2. yarıda çok ciddi bir fikstür avantajı var. Manisa, Sivas, G.Saray ve 2 Ankara deplasmanı var sadece kalanı İstanbul'da. Maçlarına ciddi eğilirlerse eğer şu anda %60 ligin favorisi olurlar.

Maçın ilginç bir anı ise Beşiktaş'ın golüne sevinen bir taraftarın ayağının kırılmasıydı. Sanırım sandalyelerin üzerinden uçup kırdı ayağını.
Tüm bunların yanında ise F.Bahçe-G.Saray derbilerini tekzip edercesine sanırım son 10 yılda (belki daha uzun) en temiz, gerilimi en az, maç sonu olayı sıfır ve hatta oyuncuların kolkola çıktığı bir maç olmadı. Bu manzaraları bir gün F.Bahçe-G.Saray maçlarında da görmek en büyük dileğimiz.

MAÇIN ADAMI: İbrahim ÜZÜLMEZ

MAÇIN HAKEM HATASI: 19. dakikada Gökhan'ın düşürülmesine penaltı vermeliydi. 3. goldeki ofsaytı konuşmak 2-0'dan sonra pek anlamlı değil.

MAÇIN HATASI: Bir Kazım klasiği. En önemli anlarda takımını manasız bir şekilde eksik bıraktı

MAÇIN ŞUTU: Alex'in direkten dönen vuruşu.

MAÇIN POZİSYONU: Emre'nin sakatlığı yüzünden çaresiz bir şekilde golü atmak hareketlenen Fink'e bakması.

18 Kasım 2009 Çarşamba

YAZIK!

Cemal Nalga kimdir? Kobe Bryant mıdır ki hazırlık maçı kurtarıcısı olsun? Koskoca bir camiayı ve taraftarlarını savunma dahi yapamayacak hale getiren? Taraftarı kontrol edemedim, tahrik vardı, doktorun verdiği ilaçta doping varmış bilmiyordum vs vs bir dolu savunmayı anlamak mümkün olabilir. Ancak değer miydi buna? G.Saray kulübü açıklamayı yapmış ama camiayı zor günler bekliyor.

Bunu düşünene bile sadece yazık diyorum.

17 Kasım 2009 Salı

EKONOMİNİN GERİLİM STRATEJİSİNE ETKİLERİ

Bu hafta adet olduğu üzere F.Bahçe-G.Saray arasındaki artarak devam eden gerilime etkisi olabilecek bir başka konuya bakalım. Ekonomi.


Nasıl bir etkisi olabilir demeyin okuyun.

Aziz Yıldırım Fenerbahçe'ye başkan olduğu ilk yıllardaki futbol camiasına olan agresif tarzını yıllar içinde törpülemiş son 2-3 yıldır da kendinden emin, sağlam taşlara basarak ilerleyen, rakiplerini eleştiren ancak taraftarı da hızla istediği kalıba sokan ve diğer kulüp başkanlarının pek de yapmaya cesaret edemeyeceği uygulamaları devreye sokan bir başkan imajı yaratmaya başladı. Evet hala antipatik geliyor olabilir ancak Anadolu kulüplerinin kasalarına daha fazla para giriyorsa bunu da Aziz Yıldırım'a borçlular.

Tabi bu noktalara kolay gelmedi. Pek çok kulüp içi grubu, bazı taraftar kesimlerini, medyayı karşına aldı ve çektiği eziyetleri, yaptığı fedakarlıkları anlatmaya gerek yok. Bu adımları atarken beraberinde ekonomik ilerlemeyi, 1-2 kalem gelire bağlı olmayan ve girdi noktalarını artıran bir portre de çizdi. Çok da sık hata yaptı ilk 8 yılında. Hala yapmıyor mu yapıyor ancak süratle eksiklerinden ve hatalarından arınıyor. Ve gerçekten profesyonel bir CEO edasıyla kulübü yönetiyor camiayı ve Türk futbol dünyasını yönlendiriyor.

Şimdi gelelim esas meseleye. Geçmiş yıllarda da çok olaylı F.Bahçe-G.Saray maçları oynandı. Ama arşivleri karıştırıp 2-3 yıllık maziye bakınca gördüğüm şey Aziz Yıldırım'ın bu olayları mükemmele yakın yönettiği. Adnan Polat ise daha fazla taraftar gibi davranan başkanlığın yanında sözcülük yapan, taraftarla içiçe olan bir portre sergiliyor. Özellikle demeçler ve kriz yönetimde Aziz Yıldırım karşısında geride kaldığını görüyorum. Son 1 yılda ise Adnan Polat daha agresif bir yapı içinde. Kulübü mali yönden ayağa kaldırma girişimleri, stat projesinde yaşanan aksaklıklar ve aldığı ağır eleştiriler, inşaatçı kimliği ile bu konulardaki prestij kaybını toplama çabası vs vs. Yapmaya çalıştıklarını takdir ediyorum kesinlikle olması gereken şeyleri gerçekleştirmeye çalışıyor. Ancak bu konuda F.Bahçe'nin açtığı yolda gidiyor olmak yada öyle olmasada öyle gösteriliyor olmak O'nu ciddi şekilde rahatsız ediyor. Bir de tüm bunların yanında taraftarını, oy potansiyelini arkasına değil karşına alıyor olmak içinde bulunduğu koşullarda düşüneceği en son şeydir. Bu yüzden de çıkan olaylar karşısında buna göre pozisyon alıyor. F.Bahçe'ye yanaşan, köprü atan, elini uzatan adam olmak şu anda işine gelmez. Şu anki bu negatif elektrikten ve kaostan güç almaktadır yapacaklarını sağlamlaştırmak için çünkü bir de G.Saray lisesi etkisi vardır karşısında başetmesi gereken. Bunu bertaraf etmenin de yolu camianın içinden değil tribünden geçmektedir.

Derbi öncesi yemek teklifini ise gayrı ciddi ve göstermelik buluyorum. Bir yemek yemekle düzelecek bir konu değil zira. Kaldı ki dışarı bir dolu yemek yendiğini biliyoruz. Aziz Yıldırım'da bunu gördüğü için oyunu satranç gibi oynayıp Polat'a bu kozu vermek de istemiyor. Ayrıca Polat başkanın adamı olmak isteyen taraftarları sürüklemek istemektedir ki ekonomik özgürlüğüne hızlı ulaşsın, lise rüzgarını dindirsin. Zira şu ana kadar Alp Yalman'dan tutunda Canaydın'a kadar kulübü düzlüğe çıkarmaya bu kadar yaklaşan bir başkan daha olmadı ve Polat bunu istiyor şu anda. Özür dilemenin, taraftarları afişe etmenin, derin üzüntü duyuyoruz demeçleri vermenin hiçbir kazanımı yok onun adına. Bu konuda öncü de olmak istemiyor ki 6. golü alkışlayan başkan Canaydın durumuna düşmemek için. Çünkü şu anda kozu yok elinde. Emin olun ekonomik olarak F.Bahçe'den güçlü bir G.Saray olsaydı son basketbol maçından sonra taraftarlarla o pozları vermez, resmi siteden o yazı yerine vay be dedirtecek bir yazı yayınlatırdı. Çünkü ne o poz ne de o yazı bir G.Saray Başkanının yapacağı ve yazacağı olmamalı bunu kendisi de çok iyi biliyor.

Bu sebeple 2. yarıda Ali Sami Yen'deki maçtan pek umudum yok. Çıkması muhtemel olayları (ki az öz olacak birşeyler hele bir de işler iyi gitmez ise) da yatıştırmak gibi çaba içinde olmayacaktır Polat.

Ancak ülke futbolu G.Saray'ın ekonomik düzlüğe çıkmasını beklemeye tahammül edecek mi? Bu işin sonu düzlük olmazsa eğer bu rekabeti daha ağır sonuçlar beklemektedir. Çünkü ülkede bu boyutta rekabet edip de geri kalmayı hazmedebilecek bir Türk yok. Kaldı ki son yıllarda her alanda F.Bahçe'nin galibiyet ağırlığı işi daha da zorlaştırıyor. Adnan Polat'ın stratejisini bu anlamda gözden geçirmesi gerekli. Ancak Polat cidden zor durumda olduğunu anlamak kolay ama bu tercihi yapmasını beklemek zor bir durum.

15 Kasım 2009 Pazar

VAY BENİM YÖNETİCİME

Bu sayfalara basketbol maçı taşımak hiç amacım dahilinde değildi. Hoş kalkıp da basket analizi yapacak değilim. Maçın atmosferi ve olaylar bu sefer ki yazı konusu.

Alınan karar gereği basket maçlarına deplasman taraftarı alınmıyor (böyle bir atmosferde de iyi ki alınmamış). Taraftarlar doğal olarak F.Bahçe oyuncularını baskı altına almak amaçlı tezahüratlara başladılar. Atmosferi yüksek bir maç ve kazanmak için daha hırslı bir G.Saray vardı sahada. İlk 3 periyot sürekli olarak G.Saray'ın minimum 5 sayı öndeliği ile geçerken son periyotta iyi savunma yapan F.Bahçe arayı kapatıp maçı eşitliğe getirdi. Ne olduysa bundan sonra oldu.

G.Saray yöneticisi Yiğit Şardan'ın açıklamasına göre 'Fenerbahçe Ülker bench arkasına oturan hanım, seyircimize el kol hareketi yaptı. Sonrasında ise istenmeyen olaylar yaşandı.' Demek ki tüm salon, maçı bu hale getrmek için bir bayanın el kol harketine bakıyor öyle mi Yiğit Bey. Adınız gibi yiğit bir açıklama değil.

Olaylar sahaya bir dolu yabancı maddenin atılması, bir polis ve muhtelif saha görevlilerinin başlarının yarılması ile son buldu derken saha giren iki taraftarın F.Bahçe benchine yönelip net olarak darp edemese de bu maksatla saldırması ile devam etti. Ardından F.Bahçeli oyuncular yine yabancı madde yağmuru altında hızla soyunma odasına kaçarken çıkış tünelinde de taraftar ve oyuncular arasında bazı itiş-kakışlar olurken Semih'in bir taraftara denk getiremediği yumruk sallaması ile son buldu.

Bu ilk midir? Hayır.
Son olacak mıdır? Hayır.


Şimdi en son yaşanan F.Bahçe-G.Saray derbisindeki olaylara bakacak olursak o maçta yaşananların belki 10 katı olay oldu sahada. Bir sonraki F.Bahçe-G.Saray basket maçında ise 20 kat olay olmaması için hiçbir sebep yoktur.
Ancak artık şu yöneticilerin (şu diyorum çünkü başka bir sıfat bulamıyorum) kendilerine bir çekin düzen verip, geriye bir bakıp hangi mevkileri gereksz işgal ettiğine bakmalılar ve lütfen terkedip gitmeliler.
Maç sonu Yiğit Şardan pişmiş bir şekilde diyor ki 'Geçen yılki Efes-Fener maçlarına göre neredeyse bir şey olmadı bile sahada, güvenlik hemen olayları yatıştırdı'. Bunu diyen bir taraftar değil bir yönetici ne yazık ki ve ne yazık ki o anlı şanlı G.Saray yönetim koltuğunu dolduruyor. Bunu diyen adam 3 hafta önce F.Bahçe-G.Saray futbol maçından sonra neler düşündü acaba.

Bu işin sonu bir önceki maçı örnek göstererek çözülmez. Bir önceki maçta 2 tane az bozuk para atılması seni temize çıkarmaz. Bunu artık o kalın kafalara sokmak lazım.

Bu işi yapan, o sahaya madde atan, sahaya inen, rakip oyuncuya darp etmeye çalışan o geviş getirengillerden olan yaratıkları bir takım taraftarı kisvesine büründürüp bizimki sizinkinden daha az vahşidir. Siz hakem kafası yararsınız, biz ise naçizane bir polis. Ama olur mu canım siz 2 ton su atarken biz yarım tonda kalıyoruz. Daha çok ekolojik dengeyi düşünüyoruz.
Bu mudur bu işin sidik yarıştırması?

Bu yönetici zihniyeti bu oldukça bu işin çözülme şansı yoktur.

Her maç kaçan bir fırsattır.
Her kaçan fırsat rakibe verilen kozdur. Rakip yöneticileri konuşturmak için verilen cevaptır.
Her kaçan fırsat rakip taraftarı kendi sahasında yapacakları için bilenmeye plan yapmaya itendir.
Her kaçan fırsat olayları çığ şeklinde büyütendir.
Sonunda kaybeden ise takımını seven, onun için üzülen, sevinen, takımının başarısı için maddi manevi her türlü yükümlülüğün altına giren gerçek G.Saray ve F.Bahçe taraftarıdır.

Ve biri buna dur desin artık!

6 Kasım 2009 Cuma

FENERBAHÇE:3 STEAUA BUCURESTİ:1

Maça gittiğim yazıları ne yazık ki sürekli 24 saat sonra yazmak durumunda kalıyorum. Gece 03:00 sularında eve gelip doğruca yatmak, sabah işe gitmek vs derken bir ertesi akşam ancak blog başına oturabiliyorum. Neyse galibiyet sonrası Bursa'ya dönüşler keyifli oluyor, yoksa yol bitmek bilmiyor. Neyse biz maçımıza dönelim.

Maçtan alınacak galibiyetin turun garantisi olma özelliği taşıması, 2-3 günlük soğuk hava yağmurdan sonra yazdan kalma havanın oluşu ve alınan ceza sonrası 1.5 aylık ara verilecek olması bile tribünleri doldurmaya yetmedi. Sanırım rakibin zayıflığı buna etken oldu. İlk maçtada görmüştük zaten bu maçta resmileştirdi. Bükreş takımı bizim ligde ilk 8'e dahi giremeyecek güçte bir takım. F.Bahçe'de zaten neredeyse G.Saray maçının %30 performansı ile oynayıp maçı rahatça aldı. Bilica yaptığı hareket sonrası aldığı ceza ile takımda nasıl bir gedik yarattığını hepbirlikte gördük. M.Topuz'un biraz aksaması haricinde herkes üzerine düşen asgari görevi yaptı. Santos yumuşak rakiplerde karşısında her zaman çilingir olabilecek bir oyuncu. Attığı gol gerçekten büyük ustalık, rahatlık ve teknik yetenek istiyor. Sol ayağının dışı ile yaptığı kesme vuruş sahalarda nadir görülecek cinsten bir golü getirdi.

Alex büyük ustalıklarını sergilemeye devam ediyor. Bu adamı izlemek gerçekten inanılmaz bir keyif. Taraftar adeta tapıyor bu adama. Stad hoparlörlerinde 'De SOUZA' duyulduğu anda herkes boğazı patlarcasına Alex diye bağırıyor. Hatta karşı karşıya kalıp da kaçırdığı net gol sonrasında bile tribünler inanılmaz destek verdi. Umarım Guiza bu tezahüratlardan birşeyler anlamıştır.

Guiza'nın kenardan görünmesi bile taraftarda inanılmaz bir antipati yaratmış durumda. Hemen homurtular başlıyor. Sanırım Guiza'nın son sezonu olacak takımda.
Çok fazla yorumlanacak bir maç olmadı. Rahat, tecrübenin rüştünü ispatladığı net bir oyun oynandı Saracoğlu'nda.

Şimdi sırada Twente deplasmanı var. Alınacak 1 puan dahi gruptan lider çıkmak anlamına gelecek ve CL'den gelecek takımları karşısına değil yanına almış olacak. Ancak bir galibiyet durumu garantileyeceği için 17. haftadaki Trabzon deplasmanı öncesinde takımın mental dinlenmesine yarayıp, sıra bekleyen oyuncuları sahaya sürme şansı verebilir.

MAÇIN ADAMI: Alex de Souza (şüphesi olan?)

MAÇIN ŞUTU: Alex'in attığı golun net vuruşu

MAÇIN HATASI: 0-0 giderken Gökhan'ın adamını kaçırması (az kaldı 1-0 geriye düşüyordu takım)

MAÇIN HAKEM HATASI: Çok temiz bir maç oldu. Hakeme hiç görev düşmedi.
MAÇIN POZİSYONU: Andre Santos'un nefis bilek hareketleri ve müthiş vuruşu ile kazandırdığı gol.

2 Kasım 2009 Pazartesi

KAYSERİSPOR: 1 FENERBAHÇE :1

Motivasyon, yükleme ve konsantrasyon seviyesi yüksek bir maçın ardından Fenerbahçe bir kez daha puan kaybetti. Adeta haftalarca kurulan zemberek G.Saray galibiyeti ile sonuna kadar çözüldü. Hafta içi neler oluyor bu takımın üzerinde anlamak mümkün değil. Alex'sizlik de açıklama değil zira 11 maçta gösterilen en iyi performanslardan biri Bursa deplasmanında Alex'siz sergilenmişti.

Bu maçtan alınacak 3 puan G.Saray maçının anlamını bir üste çıkartacakken bu oyunun mantığını anlamamız zorlaşıyor. Olmadık bir anda öne geçen takım zaman ilerledikçe G.Antep maçının kopyasını oynadı. Bu takım düşük konsantrasyonlu maçlarda skorun üzerine yatmayı, mücadele etmeyi, pas yapmayı bilmiyor adeta. Bir sezonda 34 tane G.Saray Beşiktaş maçı da oynanamayacağına göre Daum'un bu konsantrasyon olayına bir çözüm bulması gerekli. Tüm maç boyunca yakalanan tek pozisyon ve geride verilen yarım düzine net gol pozisyonu bunun açıklaması olsa gerek. Volkan'ın sürekli maçı yaşaması olası bir mağlubiyeti önledi.

Sürekli yazdığım şeylerin gerçekliğine artık inanmaya da başladım. Alex olmadığında onun yerine oynayacak tek adam Emre. Bu tarz maçlarda ortada Deniz, Selçuk ya da M.Topuz ile başlayıp Emre'yi bu alana sürebilir. Ama Daum henüz bunu denemedi.


Santos ve Guiza takımı hala daha eksik oynatmaya devam ediyorlar. Daum'un da ne yazık ki elinde kesin bir çözümü yok güvenmeye devam ediyor. Kazım'ı her maç forvet oynatması mümkün değil bir şekilde kazanmaya çalışıyor ama Guiza'da inatla herşeyi inkar edercesine oynuyor.

Ama teknik-taktik, oyuncu değişiklği vs ne derseniz deyin maçın toplamına bakılırsa bu maçtan puan kaybı kaçınılmazmış. Zira hiçkimse maçın içinde değildi (Volkan hariç). Öyle Kayseri'ye gelinmiş Federasyon maç yazdı diye, sıra savıldı geri dönüldü. Maç öncesi beraberlik denseydi sanrıım hiç oraya kadar zehmet dahi etmezlerdi bence. Bana göre değil penaltı faul dahi olmayan bir pozisyonda hiçbir oyuncu itiraz bile etmedi neredeyse. İtiraza dahi takatları kalmamış. O kadar çözülmüşler artık düşünün.

Penaltı pozisyonu deyince sürekli sohbetlerde söylediğim bir konunun gerçekleştiğini gördüm. Carlos'un Cangele yaptığı hareket Cangele'nin pozisyonunu en ufak şekilde etkilemez, faul bile değil. Zira buna faul verilirse maçlar oynanmaz hale gelir. Ancak maçın o ani gelişmelerinde hakem 1sn içinde savunmacının pozisyonuna bakıp karar veriyor. Bu sebeple en ufak bir omuzdan, formadan çekme hakeme koz vermek demek oluyor. Bu durumda da hakemin kararı eleştirilemez oluyor. Savunmacıların bu konuya dikkat etmeleri gerekiyor bence bu sebeple hakeme hakszı penaltı verdi diyemiyorum ne yazık ki.
Kayserispor ise F.Bahçe'nin geriye yaslanmasını da fırsat bilip ikinci yarıda daha baskılı oynadı. Ancak maçı kaybedebilirlerdi yine de. Öyle aman aman ısıran bir oyun oynamadılar. F.Bahçe dirençli olsaydı yada bu futbolun oynanacağını bilseydikte Alex olsaydı Kayseri için pek de iyi olmazdı sanırım.

Maçın tümüne bakılırsa kayıp puan yok 1 puan kazanç var. Ama futbol ilginç oyun, M.Topuz'un şutu direk yerine 2-3cm ile gol olsaydı neler olurdu acaba. Şimdi başka şeyler konuşulurdu ama gerçekler yine değişmezdi. Şampiyonluk G.Saray, Beşiktaş değil diğer maçlardan geçiyor bunu anlamak lazım artık.
Şimdi sırada bir Bükreş maçı var. Alınacak bir galibiyet gruptan çıkmayı garantileyeceği gibi 2.5 haftalık bir araya da moralli sokacaktır. Ardından gelecek Beşiktaş maçı için bu ara hazırlık, dinlenme açısından iyi olacağı gibi maç yapılmayacağı için oluşacak açlık da avantaj olabilir. Ancak maç maratonundan uzaklaşmanın da getireceği dezavantaj olma ihtimali de yok değil. Maçın önemli oluşu, tam kadro girilecek olması ve ne şanslı ki self-motive bir maç olacağı için bu aranın avantaj getireceğini düşünüyorum.
MAÇIN ADAMI: Cangele
MAÇIN ŞUTU: M.Topuz'un direkten dönen kader anı vuruşu
MAÇIN HAKEM HATASI: Her ne kadar hakeme koz verildiysede penaltı gerçekte penaltı değildi (puan kaybını buna bağlamamak lazım yine de)
MAÇIN POZİSYONU: Volkan'ın çıkardığı topların tamamı
MAÇIN HATASI: 90 dakika Guiza'ya dayanmak

30 Ekim 2009 Cuma

MAÇIMI GERİ İSTİYORUM

Domestik derbimiz biteli 5 gün oldu. 5 gündür herkes yazıyor çiziyor, çıkıyor anlamlı anlamsız birşeyler söylüyor. Her çıkıp konuşan kendine bir rant, kulübüne avantaj yada rakibine dezavantaj yaratma peşinde. Biraz daha sakin ve geriden bakarak bazı yorumları yapmak daha uygun sanırım. Maçta çıkan olayların ve pozisyonların maçı, kişileri ve taraftarları nereye getirmiş olabileceğinden bahsedelim biraz.
1. G.Saray tribünleri çağırdığı için geri geri giden Arda o sırada ısınmak üzere koşan Cristian'a çarpmak üzereyken (Arda Cristian'ı görmedi çünkü) Cristian Arda'yı 2 eliyle önünden sert olmayan bir şekilde itti. Arda devam etti, tribünü selamladı ve ardından Cristian'ın üzerine 'Adam ol adam!' diyerek gitti. Ardı malum. Arda çok rahatlıkla olayı başlatmadan yarı sahasına dönebilirdi. Ama o belki de bilinçli bir şekilde bu ortamı yaratmak istedi. Sonra Bilica'nın arkadan savurduğu yumruk, Aykut ve Gökhan Zan'ın uçarcasına olaya dalmaları, Kazım'ın Aydın'ı ayırmak babında yere savurması. Sonuç: Arda durduk yere tribünleri gerdi, kendi arkadaşlarını ekstra motivasyona soktu. Kimbilir soyunma odasında nasıl hava oluştu.

2. O andaki gerginlikle başlayan olaylarda hakemler konuyu bir film edasıyla izlediler ve aslında G.Saraylı oyunculara nişanlanan cisimle yardımcı hakemin kafasının yarılması ile sonuçlanan bu olayı yaşadılar. Bunu atan o gerizekalı Fenerbahçe seyircisi her kimse onu bulup ayıklamak lazım tribünden. O adamla aynı oksijeni solumak dahi istemeyiz sanırım. 5 gündür yazılan yazıların aslında tek kaynağı olan olayları yarattığı, bilinçli seyirciyi takımından mahrum bıraktığı için.

3. 25. dakikada Keita korner atarken F.Bahçe tribünlerinden gelen kendisine çarpıp çarpmadığı belli olmayan bir cisimle yerde kalan Keita o cisimle birlikte topu da saha komiserine götürdü. Hakem de doğal olarak sarı kartına başvurdu. Bu hareket Keita'nın kırmızısına zemin de oluşturdu. Zira kendini kendini over-motivation durumuna soktu.

4. G.Saray'ın golünde Arda'nın kafasında bir su şişesi patlıyor. Arda hiç olmamış gibi devam edip korneri atıyor. Hakan Balta golü atıp Arda ile birlikte F.Bahçe tribünlerine malum el kol hareketlerini yapıyor. Olmasa iyiydi ama o psikoloji ile yapılması normal ancak cezasız kalmamalıydı.

5 Keita'nun yumruğu: Carlos tüm maç boyunca mükemmel şekilde marke etti Keita'yı. Her maçta 70 dakikada 70 çalım atan o adam bu maçta tek hareket bile yapmayınca ve ilk yarıda yaşadığı o olayın da siniri ile Carlos'un sarı kartlık ama sakatlayıcı bir hareket yapmamasına rağmen tüm maç boyunca harab olan sinirlerine yenilip kırmızıyı yedi.

Bu olayların içinde bulunan taraftar Türk kimliği taşıyor öncelikle. Beşiktaş'ta, F.Bahçe'de, G.Saray'da heryerde var bu tarz yaratıklardan kimse kimseden daha temiz değil.
Sahaya atılan maddeler birine denk gelsin diye atılıyor zaten. Denk gelmemesi cezayı hafifletmez, o taraftarı temize çıkarmaz ve hatta siz hakemin kafasını yardınız biz de bu olmadı zevzekliğini yapmayı gerektirmez.

Sonuçta F.Bahçe 2 maç seyircisiz oynama ve Keita ile Bilica 3'er maç ceza alarak olayı kapadılar. Bence gerçek suçlular değil sadece kurbanlar ceza almıştır. Bu ne ilk ne de son olay olacaktır. Her yeni olay bir öncekinde neden şu ceza verilmedi, ona birşey olmadıysa buna neden sorularını sürekli gündeme getirecektir. Bir kısır döngüye girilmiş, sürekli intikam şeklinde devam edegelecek bir sürece girilmiştir. Bu nasıl kırılacak, nasıl çözüm bulunacak gerçekten zor bir soru ama biryerden başlamak gerekecek.



Kaptan hele hele M.Oktay'ın bandını, formasını, numarasını üzerinde taşıyan adam önce adam olacak, örnek olacak.

F.Bahçe oyuncusu tahriklere kapılmamayı öğrenecek. Gereksiz yere manasız, aptalca bir yumrukla ceza almayacak. En önemli maçlarda arkadaşlarını yarı yolda bırakmayacak.

H.Üstünel jiletli mafya gibi çıkıp Arda'ya bizden başkası ceza veremez demeyecek. Metin Oktay'ın kemiklerini sızlatmayacak. Eminim rahmetli hayatta olsa Arda'yı afaroz ederdi.

F.Bahçe yöneticileri maçtan sonra olaylar hakkında adam akıllı açıklama yapacak, köşe bucak kaçmayacak. Taraftarını uyaracak.

Taraftar taraftarlığını bilecek, yaptığının neyle sonuçlanacağını bilecek. Yanındakini uyarmak da iş değil.

Ve nihayet bu aptalca hareketler sonucunda benim adam gibi maç seyretme zevkimi elimden alıp kombineme tecavüz etmeyecek.

Ben Fenerbahçe'yi görmeyi, Alex'i, Carlos gibi bir ustayı izleme zevkini, stada girip yeşil çimi gördüğümde hissettiğim heyecanı geri istiyorum.

Benim kombinem 3-5 kendini bilmez yüzünden heba edilmeyecek kadar kıymetli.

BEN MAÇIMI GERİ İSTİYORUM.

27 Ekim 2009 Salı

FENERBAHÇE:3 GALATASARAY:1

Oldukça geç bir maç sonu yazısı oldu. Maç sonrası staddan çıkıp Bursa'ya eve varmak, ertesi gün işin yoğunluğu sebebiyle yazıya konsantre olamamak pazartesi gece yarısına erteletti yazıyı.

Maç öncesi yazımda teknik adamların yapabileceği tercihlerin ve iki takımın oyun yapısı hakkında yaptığım pek çok tespitin doğru çıkması beni ayrıca mutlu etti.

Maç aslında hafta başında başlamıştı oynanmaya. Özellikle F.Bahçe cephesi işin psikolojik yönetimini deneyimli hoca Daum'un aklına ve ağzına bırakmıştı. Guiza, Alex, Lugano ve Kazım'ın sakatlıkları profesyonelce yönetildi. Cumartesi gününe kadar gram gram ümit verildi. Zira Alex'sizlik rakibe rehavet verecekti. F.Bahçe'li taraftarlar ise son ana kadar Alex'siz olmanın stresi ile kavruldular. Aynı zamanda maçın zorluk derecesini sürekli gündemde sıcak tutan Daum son gün hamlesiyle favori oldukları gerçeğini ortaya bıraktı. Maç günü öncesi mükemmel yönetilen bir senaryoydu.

Maç önü planlarını ise adeta nakış gibi örmüştü. Sezon başından beri üzerinde durduğumuz ve Daum'un inandığı orta sahanın gücü ile G.Saray'ı kaleden uzak tutabileceğini biliyordu. Adeta bir bilgisayar oyunu gibi oynadı.
Maçın stadyum kanadında ise ciddi gerilim yaratan bir seyirci kitlesi ile karşılaşıldı öncelikle. Sahaya atılan yabancı maddeler haricinde görevini layıkı ile yaptı. Atılanların cezası bilahare kesilecektir zaten ki F.Bahçe'yi bu olaylar sebebiyle okkalı bir ceza bekliyor.

Şükrü Saraçoğlu stadyumu gerçekten kaldırılamayacak kadar ağır bir atmosfere sahip. Hele de G.Saray maçları öncesi. Yaratılan bu atmosfer çoğunlukla rakibin siniri gevşek oyuncularını adeta paralize ediyor ve maçın kalanında oyun oynayamaz hale getiriyor. Ve de ne yazık ki G.Saraylı oyuncular yaratılan bu bilinçli girdap içinde kayboluyorlar. Cristian Arda'yı itti doğru. Keşke misafir takım oyuncusuna bunu yapmasaydı ama ciddi bir şarj uygulamadı. Ancak Arda tribün şovunu bitirdikten sonra kendini ve takımını da bitiren harakiri hamlesini yaptı. Bu hareketle rahmetli Metin Oktay'ın kemiklerini sızlattı. Arda her geçen gün numarasına ve kolundaki banda süratle ihanet etmeye devam ediyor. (NOT: Bu arada hiçbir Avrupa Kupası maçında iki yarı sahada ısınan takımlar hiçbir şekilde birbirlerinin sahalarına giremezler, sıcak temasa geçemezler. Örnek: Twente maçında R.Carlos ısrarla tribünlere çağrıldı ama UEFA yetkilisi Carlos'un değil tribünlere gitmesine, Twente yarı sahasına geçmesine dahi izin vermedi). Dolayısı ile bu olayda Federasyon'da kendine bir pay çıkartmalıdır.

Ben Rijkaard'a bu kadar yüklenilmesini anlamıyorum. Çıkarabileceği en iyi kadroyu ve mevcut kadronun oynayabileceği en iyi oyun planını ortaya koydu. Ancak bunun maçı kazanmak için yetmeyeceği aşikardı ve netekim de öyle oldu. F.Bahçe'nin karşısında benzer mücadeleyi gösterebilecek gücü ve teknik yetkinliği yoktu. 1 hafta boyunca iki takım her gün maç yapsa galip gelen taraf değişmezdi ama skor farklı olabilirdi.

G.Saray'lı taraftarlar her maçı bir korku film havasında seyrediyor olmalılar. Zira başta Sabri ve Gökhan Zan olmak üzere Servet, Hakan Balta ve Leo Franco her an takımı yakabiliriz havasındalar ve ne yazık ki mevcut yapı içinde buna çözüm de yok. Devre arasına kadar zorluk derecesi yüksek maçlarda bu eziyeti yaşayacaklar. Allah G.Saray taraftarlarına sabır versin cidden.

Maçın başlamasıyla birlikte ilk 7 dk içinde Bilica, Carlos ve Alex'le arkaya atılan toplarla sinyali vermişti F.Bahçe ve ofsayt olsa dahi benzer bir dağınıklık içinde olan savunmanın içinden öne geçti Alex'le. G.Saray ise ilk cılız ortasını 20.dk da yaptı, ilk cılız şutunu da 37. dk da Nonda ile çekti. Daum adım adım hedefe ilerliyorken Rijkaard ise adeta öğrenilmiş çaresizlik teorisi ile ilk yarıyı kapatıyordu.

İkinci yarıda ise oyun planında farklılık yoktu. Ancak 60-70 arasında Kazım'ın ve Alex'İn yorugunlukları ortaya çıktıkça, tenis maçı gibi geriden atılan toplar aynen hücum olarak G.Saray'a dönüyordu. Tam bu anda da Daum taktiğinin devamı için öldürücü hamleyi yaptı. Topu hücumda tutabilmek için Kazım-Guiza ve Alex-Santos değişikliklerini sahneye koydu ve bence Keita'nın atılmasından önce maçı kilitledi.

Rijkaard ise bu hamleler ve Keita'nın atılması ile zaten kısıtlı olan imkanlarını kaybetmiş ve maçı da oracıkta bırakmış oldu.

Kazım'ın pili bitip de çıkana kadar Servet'le olan mücadeleleri herşeye rağmen çok etkileyici idi. B.Gezer her ne kadar karşılıklı faulleri sağlıklı süzemedi ise de ben tribünde bu iki oyuncunun karşı karşıya gelmelerinden çok keyif aldım. Kazım'da çıkana dek iki stoperi gezdirip, bıktırıp hırpalayarak görevini Guiza'ya devretti.

R.Carlos neden 36 yaşına rağmen büyük bir usta olduğunu bizlere bir kez daha anlattı. Takımı yönetmesi, soğukkanlılığı, yaratıcılığı ile takımı rahatlatan, hücuma kaldıran ve güven veren bir oyun sergiledi. Keita'yı adetan maç boyunca canından bezdirdi ve kırmızı için zemin hazırladı. Keita'da Arda gibi girdaba kapıldı ve kayboldu gitti.

Alex ustalığından pasajlar sundu çıkana kadar. Ve yabancı futbolcular için karşılaştırma birimi olma adaylığını sürdürdü.

Maç sonrası inanılmaz eleştirilen bir Bünyamin Gezer vardı. Maçın neden iptal etmediğini anlattı ki o çerçeve içinde oldukça mantıklı açıklamalar. Maç içinde ise hatalar yaptı ancak asla bunu planlı bir senaryo yada kasıt unsurları içererek yapmadı. Öyle bir havaya sokuldu ki sanki B.Gezer maçı kazanamak üzere olan G.Saray'ın elinden alıp F.Bahçe'ye vermiş izlenimi yaratıldı. Evet gol ofsayt ancak yardımcının hatası, penaltı tartışılır. Ancak Kazım-Servet mücadelelerinde karşılıklı hataları oldu. Emre'nin Baros pozisyonunda Baros ters düştüğü için tarak kemiği kırıldı Emre'nin hareketi ile değil. Ancak bu mağlubiyet hakeme bağlanırsa ciddi hak yenmiş olur zira maç boyunca çeyrek pozisyonu olmayan G.Saray maçı kazanmayı değil berabere kalmayı bile haketmiyordu. Maç iyi hazırlanan, mücadele eden, akıl koyan, soğukkanlı olan ve taktiğine sadık kalan tarafın oldu.

Bu maç aynı zamanda oyuncuların Daum'a olan inancını da katladı ve 3 puandan fazlasını getirdi F.Bahçe'ye

MAÇIN ADAMI: Daum (hazırladığı taktik, maç önü yönetimi ile buraya çıkmayı haketti)

MAÇIN POZİSYONU: Ofsayt olmasına rağmen ilk golün hazırlanışı ve Carlos'un kurnazlığı ile Alex'in bitiriciliği

MAÇIN HATASI: Elano yerine Kewell ile başlamamak

MAÇIN ŞUTU: Kaleye pek şut atan olmadı ama Lugano'nun kafası gol olsa maç çok farklı olabilirdi

MAÇIN HAKEM HATASI: İlk golde ofsaytı yardımcının çözememesi

21 Ekim 2009 Çarşamba

DERBİLERİN DERBİSİ

Bu maç derbilerin derbisi, dünyanın en sert 3 derbisinden birisi, şu dergi dünyada en zor derbi olarak F.Bahçe-G.Saray maçını seçti... Bunlar hep bize aşina olan, egomuzu okşayan cümleler ama gerçeği ne kadar yansıtıyor meçhul -ki bence biraz balon haberler- Dünyada kaç TV bu maçı izliyor? Kaç yabacı gazeteci akredite oluyor bu maçlara? Kaç yabancı taraftar bilet almak için gün sayıyor? Bunların cevapları yok. Çünkü gerçeği de yok. Bu sebeple international değil domestik bir derbi bizimki. Bu yüzden yine kendimizi mısır ambarında sanıp bu koccammann derbiyi mercek altına alalım.

Gönül isterki F.Bahçe taraftarı olarak yüzlerce km yol teptikten sonra gecenin bir saatindeki dönüş yolculuğu keyifli olsun. Bu da gayet doğal bir istek bir taraftar olarak. Ancak bu gerçekleşir mi Pazar 21:45'de göreceğiz.

Şu anda kısa vadeli maç önü psikolojisi olarak G.Saray bir adım önde görünüyor. Moral olarak, tam kadro oluşundan, derbi öncesi kendi sahasında daha kolay bir Avrupa maçı yapacak olmasından dolayı dinlenme açısından avantajlı. Fenerbahçe ise omurga sakatlığını düzeltmekle meşgul (Lugano-Bilica, Alex-Guiza). Hepsi iyileşir mi? İyileşse de antrenmensız geçilen haftadan sonra başarılı olurlar mı? Bunlar soru işareti tabi ama G.Saray maçı atmosferi bence bu etkileri ortadan kaldıracak özellikte. Ancak bu 4 oyuncu gerek yetenekleri, tecrübeleri gerekse de soğukkanlılıkları açısından oynamazlarsa büyük kayıp. Ancak ben Guiza hariç diğerlerinin oynayabileceklerini hissediyorum.

Oyun planı olarak birbirinin zıddı iki takımın maçı olacak. Güçlü takım savunması- Güçlü pozisyon yaratıcılığı , Sabır-Sürat, orta saha varyasyonu-hücum varyasyonu gibi karşıtlıkların maçı olacak.

Sürekli eleştiri alan iki teknik adamın hafta içi psikolojileri de burada önem kazanıyor. Daum genelde bildiğini okumayı seven birisi, basın, eleştiri falan dinlemez. Aynı oyun sistemini ortaya koyacaktır. Zaten FBTV'deki dünkü konuşmasında şu meşhur rotasyonu sevmediğini, mecbur kalmadıkça yapmayacağını tüm dünyaya ilan etti. Belki Keita'nın kanadında Carlos yerine Vederson ile başlayabilir o kadar. Onun dışında yine klasik Volkan,Gökhan-Lugano-Bilica-Vederson, Kazım-Cristian-Emre-Santos, Alex, Semih onbiri ile başlayacaktır. Yani alıştığı elle yemek yiyecek, ters ele kaşığı geçirip üzerine yemek dökme riskini bu maçta Daum almayacaktır.

Rijkaard ise çok gol attığı maçlarda bile savunma ve orta sıkıntıları ile gündeme geldi. Şimdi de ilk F.Bahçe maçına çıkacak. Vitrinde spotların üzerine vurduğu bir yerde şu anda. Bu sebeple gergin olma ihtimali yüksek. Kaldı ki bir de Saraçoğlu geçmişi ve hafta içi çıkan 'Bu lekeyi silin' açıklaması baskının bir işareti. Bu baskıyı pozitif enerjiye nasıl çevirir onu bilemeyiz.

Ancak Rijkaard eleşirileri göz önüne alıp, en azından yenilmeden bu maçtan ayrılayım 2 puanı koruyayım felsefesine giderse bence o an maçı kaybettiği andır. Bu da yukarıda değindiğim sağ elle yerken birden kaşığı sola ele almak demek oluyor ki o zaman üstünü başını peçetelerle, bezlerle silmeye yetişemez. Çünkü G.Saray kontrollü oyunu bilmiyor, Rijkaard'da bunu öğretmedi yada elindeki kadronun buna uygunsuzluğu böyle bir sisteme itti O'nu. Ayhan haricinde -ki o da bir Emre yada Cristian seviyesinde değil- kalanların hiçbiri bunu becerebilecek durumda değiller. Bu sebeple Rijkaard savunma gücünden 1-2 eksiltme yapıp orta sahaya takviye yapmaya giderse işi zorlaşacaktır. Çok erken gol maçı kurtarabilir ancak. Bu sebeple Rİjkaard için en etkin yöntem bildiği oyunu oynaması, Sabri ve Hakan Balta'yı daha az ileri çıkarıp orta sahaya desteğe yöneltmesi ve aynı hücum hattı ile oynaması (Keita-Arda-Kewell-Baros) daha mantıklıl bir durum.

F.Bahçe ise kontrollü ve G.Saray'ı ceza sahası dışında tutabilecek bir oyunu sergileyebilir. Bu da dakikalar ilerledikçe G.Saray'ı daha çok gerginleştirir çünkü insan en iyi yaptığı işi yapamadığında sinirlenir. Bu iş de F.Bahçe'nin en iyi yaptığı iş şu anda.

Maç öncesi planlar tahminim bu şekilde gelişecek ama taktiği oynayacak olan oyuncular. Sıkıntılı ve büyük maç oynama potansiyeli yüksek oyuncu sayısı F.Bahçe'de daha fazla. Bunu geçen yılki kazanılan büyük maçlarda net gördük. G.Saray ise işler iyi gitmediğinde daha çabuk oyundan düşen bir havada. Ben açıkçası F.Bahçe'nin saha avantajıyla birlikte bu maçın da favorisi olduğunu düşünüyorum maç öncesinde.

18 Ekim 2009 Pazar

GAZİANTEPSPOR:2 FENERBAHÇE:1

HAYIRLI MAĞLUBİYET!

Hep kullanmak istediğim bir başlıktı. Bu maç uygun sanırım medyanın nabzına göre bu başlık için. Bir çok yazar tarafından sık kullanılan ve konu edilen bir 'deyim' oldu 'hayırlı mağlubiyet'. Mağlubiyetin hayırlısı nasıl oluyor anlamadım hiç. Mağlubiyet mağlubiyettir, hayırlısı hayırsızı olmaz. Bu maç içinde yazanlar çıkacaktır ille ki deyip girişimizi yapalım.

Maç öncesi taktik tahtasında yazdıklarımızla oldukça yaklaştık Daum'un felsefesine. Fazlasıyla kontrollü ve sabırlı bir oyuna yöneldi F.Bahçe. İlk yarı boyunca gol haricinde 1-2 pozisyona giren F.Bahçe ise kalesinde karambol haricinde pozisyon görmedi ve ilk yarıyı tam da istediği gibi kapattı aslında. G.Antep ise oldukça yumuşak, temposuz ve organizasyonsuzdu. Bu görüntü de F.Bahçe'nin ikinci yarıya daha da rölantide başlamasına neden oldu. Hatta o kadar rölanti gittiler ki maç sonuna kadar toparlayamadılar kendilerini. Biz bile TV başında artık maç haricinde sohbetlere başlamıştık bile. Demek ki oyuncularda benzer şeyleri düşünmüşler ki ikinci yarıda maç konsantrasyonunu tamamen kaybettiler. İşte profesyonelliğin başladığı nokta burada olsa gerek. Sezon başından bu yana en yaptıkları takım ve alan savunmasının ilk golde nasıl darmadağın oldukları bunun bir göstergesi.

Bu maçta işin ilginç tarafı ikinci yarıda takımın oyundan kopuşunu dakika dakika izlerken ilk oyuncu değişimi için 77. dakikaya kadar bekledi Daum. Çıkanın Vederson olması ise bende bunun taktiksel değil kimi çıkaracağını bilememekten aklına gelen ilk isim O olduğu izlenimi yarattı. Yani o an maç 1-1 ya da 2-1 geri olsaydı da bu değişikliği yapacaktı sanki Daum.

Takım sonuçta oyunu tutmak için son 10 dakikaya girildiğinde Selçuk'un oyuna girmesi ve daha fazla top tutabilen Emre'nin biraz daha ileri çıkması daha uygun olabilirdi.

Aslında F.Bahçe maç içinde 2. golü bulup oyunu koparacak anları yakaladı ama yanlış pas tercihleri ve isabetsiz şutlar buna mani oldu. İkinci yarıdaki oyundan kopuşda bu sonu getirdi.

Alex ve Lugano'nun yokluğu bu maç için mazeret olmaz. Çünkü onlar olsaydı da bu skor oluşacaktı. Sonuçta F.Bahçe konsantre olamadığı bir maçı daha zorlanarak oynadı ve bu sefer diğerlerinden farklı olarak kaybetti. Bu maçın G.Saray maçı için de ölçü olması mümkün değil bu sebeple. Artık G.Saray maçı daha anlamlı hal aldı. Daum her haliyle bu maça hazırlandığı belli. Ancak gelen haberler Alex ve Guiza'nın bu maça yetişemeyeceği yönünde. Bunun bir medya aldatmacası olması da ihtimal içinde tabi ki ama hafta boyunca göreceğiz.
MAÇIN ADAMI: Attığı 2 golle Julio Cesar.

MAÇIN POZİSYONU: Cristian'ın müsait durumlarda kaleyi çektiği isabetsiz şutlar

MAÇIN HATASI: İlk G.Antep golünde tüm bilincini kaybeden savunmacıların dizilişi.
MAÇIN ŞUTU: Santrası bile yapılmayan goldeki Cesar'ın nefis frikiği (barajın hatasını unutmamak lazım. Erman Hoca'ya sohbet çıktı yine)

MAÇIN HAKEM HATASI: Haken maçı bence hatasız yönetti. Tebrikler Bülent Yıldırım.

16 Ekim 2009 Cuma

TAKTİK TAHTASI



Bu hafta sonu F.Bahçe G.Antep deplasmanına çıkıyor. Performans itibarı ile G.ANtep F.Bahçe'yi zorlayacak bir durumda görünmüyor. Şu ana kadar Ankaraspor'dan gelen hükmen galibiyeti saymazsak sadece kendi sahalarında Kasımpaşa'yı 1-0 yenebilmişler. Bir de geçtiğimiz hafta Trabzon deplasmanından alınan 2-2'lik beraberlik var dişe dokunan. 7 gol atabilmişler (Ankaraspor maçı hariç) ve bunun 2'si Trabzon'a 2'si G.Saray'a. Kalanı tek tek gidilmiş. Yani gol yollarında net sorunlar var. Bir de üstüne Antep için çok şey ifade eden Tabata'nın ayrılışı. Tabi bu ana kadar olanların tümü Antep deplasmanını kolaylaştırmaz. Zira rakp F.Bahçe ve konsantrasyon üst seviyede olacaktır. 2 haftalık verilen arada, dinlenme ve taktiksel anlamda ilerleme kaydetmiş olabilirler. Bunu bu maçta göreceğiz. F.BAhçe ise aksine Milli Takıma verdiği 5 oyuncu, Lugano ve Santos'un okyanus aşırı yolculukları, tam kadro antrenman yapılamaması ile Guiza'nin milli takım kampında sakatlanması dezavantaj olarak görülebilir. Deivid'de 2-3 haftalık bir iyileşme sürecinde henüz. Bir de buna Alex'ten gelen sakatlık haberi eklendi.

Şimdi buraya kadar olanları F.Bahçe'nin olası puan kaybına bir kılıf olması amacıyla yazmadım. Aksine F.Bahçe ve özellikle Daum'un bu maçtaki planı ne olacak, Daum taktik dehasını ortaya koyabilecek mi bunu göstermek amacıyla yazdım. Alex'sizlik, yerine düşündüğü isim olan Deivid'in yokluğu ve herşeye rağmen vazgeçemediği Guiza'nın sakatlığı. Orta ve geride sorun yok ama gol ayakları problemli bu hafta. Semih ile başlar mı yoksa Kazım'ı mı forvete sürer? Alex'in yerine Emre'yi mi çeker yoksa tüm hafta içi övdüğü Özer'i yekten sürer mi sahaya? Ya da esas yerim forvet arkası diyen Topuz'u mu Alex'in yerine alır? Daum için bence yüksek lisans maçı olabilecek fırsatlar var bu maçta. Bu sakatlıkarı kendi lehine çevirebilecek bir anlayışı sahaya koyacaktır. Hafta içi tüm oyuncuların performansını gören o çünkü. Ama biraz tahmin oyunu oynayıp, Daum'un gözünden takıma bakarak neler yapabileceğine bir göz atalım.

Öncelikle G.Saray maçı öncesi olası bir puan kaybına asla kabul etmeyecektir ve buna uygun bir kadro sahaya sürecektir. Paslı oyun, orta saha hakimiyeti, sabır ve mücadele. Ayrıca çok fazla akıl, sistem ve oyuncu karıştırıcı bir plana gitmeyecektir.


Burada bence Daum'un kafasındaki esas sorun Semih'i mi yoksa Kazım'ı mı forvet oynatmak olacaktır. Çünkü Daum'un aklındaki oyunda Semih'e yer olmadığını az çok anladık geçen 8 haftada. Ancak bu kadar sakatlık sonrasında Semih'i oynatmaması O'nu mental olarak bitireceği için ve elinde başka 3. bir golcü olmadığı için Semih'i kaybetmek istemeyecektir. Bu sebeple de Semih'in kadroda olacağını tahmin edebiliriz.

Her ne kadar Alex'in işini yapacak tek adamın Emre olduğunu iddia etsek de orta sahadaki Emre-Cristian kurgusunu bozmak sanırım Daum'un dünyanın sonu gelmeden yapmayacağı bir iş olsa gerek. Bu durumda Semih ile köprü olacak bir oyuncuya ihtiyacı var Daum'un. Bunu kısmen oraya koyacağı oyuncu ile yaparken Emre'nin daha fazla ileri çıkmasını sağlayacak bir orta saha kurgusuna gitmesi muhtemel. Alex'in yokluğunda takımın oyun aklı yükünü çekenlerden biri olacak olan Santos'un solda olacağını ve daha sık içeri katedeceğini düşünürsek daha mücadeleci bir orta saha kurması düşüncemiz kuvvetlenir. Bu da en son maçta Topuz'lu orta sahanın direncinden yola çıkarak Topuz'u sağ kanada koyabileceğini söyleyebiliriz. Ben Özer'i böylesi bir maçta 11'e koyacağını tahmin etmiyorum. Planlarının tutmadığını görürse o zaman sahaya sürecektir.

Bu şartlarda da bu sezonki prensi olan Kazım'ı Semih'in hemen arkasına monte etmesi yüksek bir ihtimal. Bu şekilde kontra ataklarda hızından faydalanabilir. Ayrıca Kazım'ın isabetli şut çekme özelliğini kaleyi daha fazla karşıdan göreceği için kullanabilir.

Sol bekteki seçimi ise en az sistem ve oyuncu seçimi kadar ilginç olacak bence. Şu ana kadar yabancı kontenjanını öne sürdü Carlos'u oynatmadığında yada bize aksettirildi medya tarafından. Şimdi ise 3 yabancı yok ve kontenjan müsait. Daum bakalım Vederson'un formunu mu gözetecek yoksa Carlos'un devre arası ayrılma ihtimali sonrası düzdüğü methiyeleri doğrular şekilde O'nu mu sahaya sürecek göreceğiz. Sadece bu bile Daum

Bu şartlarda kadro:

Volkan-Gökhan, Lugano, Bilica, Carlos-Topuz, Cristian, Emre, Santos - Kazım - Semih şeklinde oluşacaktır. Bakınca çok tahmin edilemeyecek bir kadro değil belki ancak Daum'un oyun felsefesini anlatmak adına yapılmış bir analiz nihayetinde.

Her şekliyle bence ilginç bir maç olacak. Keyifli seyirler herkese.




15 Ekim 2009 Perşembe

MAÇ SAATLERİ


Seneye kupa G.Afrika Cumhuriyeti'nde olacak malum. Hazır Dünya Kupası moda iken beni ilk ilglendiren olaylardan biri hemen maç saatlerine bakmak olur. Türkiye ile G.Afrika Cum. arasında 1 saat fark var. Türkiye 1 saat daha ileri durumda bu da dünya kupasını rahat rahat izleyeceğimiz anlamına geliyor.
Yani ülke olarak yokuz kupada sıkıntılıyız ama en azından maçları izlemek için ekstra bir eziyet çekmeyeceğiz. Yani şöyle tarif edeyim aslında İstanbul ile Cape Town aşağı yukarı aynı boylam üzerinde yer alıyorlar. İşten çıkıp koşuşturmak, mesai saatleri içinde maç izlemek yada gecenin kör bir saatinde kalkıp uykulu gözlerle maç izlemek yok kısacası.

Bir sonraki kupa ise Brezilya'da o zaman ise gecenin ilerleyen saatlerinde maç izlemek durumunda kalacağımız kesin. Ayrıca ülkenin ciddi bir enlemsel alana yayılması da farklı saat dilimlerini karşımıza çıkartacak bu da bir başka sorun. Ancak güney kutbu olması sebebiyle o dönemdeki iklim nasıl olur onu kestiremiyoruz haliyle. Ancak Güney Kutbuna uzak olması sebebiyle iklim şartları ağır olmaz diye tahmin ediyorum.

Neyse Brezilya'ya daha var biz önümüzdeki kupayı bir halledelim ilk önce

DÜNYA KUPASI ÖNCESİ


Dünya kupası elemeleri 14 Kasım'da oynanacak Afrika grupları son maçları ve play-off maçları haricinde tamamlandı diyebiliriz. Ortaya çıkan tabloya bir özet yapalım. Bakalım bu dünya kupasında Türkiye yerine yine kimi destekleyeceğiz.
GÜNEY AMERİKA: Brezilya, Paraguay, Şili, Arjantin

KUZEY AMERİKA: ABD, Meksika, Honduras

AVRUPA: Danimarka, Slovakya, İsviçre, Almanya, İspanya, İngiltere, Sırbistan, İtalya, Hollanda

ASYA:Avustralya, Japonya, G.Kore, K.Kore

AFRİKA: Fildişi Sahilleri, Gana, (büyük ihtimalle Tunus, Kamerun ve Cezayir'de grupları birinci bitirip çıkacaklar. Maçlar 14 Kasım'da oynanacak)

EV SAHİBİ: Güney Afrika Cumhuriyeti

Bunların haricinde
Yeni Zellanda ile Bahreyn - 14 Kasım
Uruguay ile Kosta Rika- 14-18 Kasım
Portekiz, Yunanistan, Slovenya, Rusya,Bosna, Ukrayna, Fransa ve İrlanda Cumhuriyeti arasında yapılacak kura çekimi ve maçlar sonucunda (14-18 Kasım) 4 takım daha ilave olacak ve bu şekilde 32 takım tamamlanmış olacak.
Tüm dünya gruplarına baktığımızda sonuçları ve dünya kupasına katılma hakkı kazananları normal olarak görüyorum. Ciddi bir sürpriz şu ana kadar gerçekleşmedi. Uruguay'ın Kosta Rika'yı elemesi, kuralara göre de Fransa, Rusya ve Portekiz'in çıkmasını umut ediyorum. Bu şartlar gerçekleşirse tüm dünyadaki tek sürpriz Türkiye'nin grubunu 3. bitirmesi oluyor ki bu da gruplarda ne kadar büyük bir ayıp yaptığımızın adeta resmi gibi. 2. olup Play-Off'da Fransa'ya elenmek de var tabi bu iş içinde ama bu şekilde bile olsa görev yerine getirilmiş olacaktı. Şimdi Bosna'nın ardından el sallamaktan ve 2014 Brezilya'yı beklemekten başka yapacak bir işimiz yok.



KISA ARA

Yoğun bir iş döneminden dolayı bloğa üzülerek zaman ayıramadım. Ancak yazılara yeniden başlıyorum. Böyle bir ara umarım tekrarlanmaz. Siteyi takip edenlerden bu aralık için özür dilerim.

8 Ekim 2009 Perşembe

ADA, ARDA, WENGER


Arda'nın Polat tarafından bir kariyer planlamasına tabi tutulacağını biliyoruz. Yani koskoca G.Saray Başkanı yalan söyleyecek değil ya! Arsenal eğer bu plan içindeyse Polat'a kocaman bir bravo demek lazım. Olayın detayına hemen girmeden Arsenal'in doğru bir seçim olacağını söyleyebiliriz Arda için.

Ancak Wenger'in bir özelliğini göz önüne almak lazım ki bu özellik bence Arda'nın Arsenal'e transferine ciddi bir engel teşkil eder. O da Wenger'in büyük maliyetli transferlere karşı olduğudur. Bu şartlar altında Arda için öyle sanılan 20-30 mlyon eurların verileceğini hiç sanmıyorum.

İşin diğer tarafına bakarsak Arsene Wenger'in genç oyuncu işleme merkezi olduğunu düşünürsek Arda orada yeteneklerini 2'ye 3'e katlama imkanı bulabilir rahatlıkla. Wenger'in ağır oyun taktik disiplini altında tüm hünerlerini gösterme imkanı bulamaz. Yani şu anda G.Saray'da ki rahat oynama ve özgür çocuk olma fırsatını bulamaz. Ancak iyi bir takım oyuncusu ve bu takımın yıldızı olma şansını bulabilir.

Ayrıca Arda'nın Wenger'in tüm tedrisatından , yoğun gelişim programından çıkması da tamamen Arda'ya bağlıdır. Yani öncelikli olarak vücut ve fizik yapısını o takımın atletik yapısı içine yedirmesi gerekir. Bu Arda'nın en çok zorlanacağı nokta olacaktır.

Ancak 1-2 yıl zorlanıp dayanabilir ve pes etmezse Arda Van Persie ve Fabregas'tan sonra Arsenal'in 3. yıldızı olabilir. Ve Arda ülkede Avrupa yıldızı olmaya aday tek isimdir.

Daha önceki yazıda da yazdığım gibi seçim tamamen Arda'nın. Arda'yı izlemeye devam.

5 Ekim 2009 Pazartesi

ROTASYON ve SAY BAKALIM ONBİRİ


Rotasyon dilimize Fransızcadan girmiş olan İngilizcede 'rotation' olarak kullanılan bir kelime. TDK karşılığı 'yer değiştirme, döndürme' anlamına geliyor.

İngilizcede ise bir objenin dairesel olarak hareket etmesi anlamında kullanılır.

Neden buna girdik çünkü son günlerde çok moda bir kelime rotasyon. Aynı daha önceleri kullanılan savunma hunisi, orta saha çapası, alan daraltarak oynama vs gibi girdi hayatımıza. Rijkaard'ın gelişi ile de daha çok yer buldu. Yazarlarda boncuk bulmuş gibi atladı bunun üzerine. Ancak ilginç olan Rijkaard'ın ağzından henüz rotasyon yapıyorum kelimesini duymadık.

Bu rotasyon furyası veba gibi Daum'a da sıçradı. Biri yaptığı için övgü alırken diğeri yapmadığı için eleştiri alıyordu. Neden Özer, Deniz, Selçuk, Topuz rotasyona girmiyorlar?

Ancak G.Saray'ın 10 gün içinde aldığı sonuçlardan sonra şimdi bazı ismi büyük yazarlar rotasyona gıcık olmuşlar tabiri caizse. Rotasyonu onaylamayanlar, bunun faydasız olduğunu söyleyenler sayısız. Kimileri ise Barcelona'da Rijkaard'ın oyuncuları nasıl dengeli kullandığını örnek gösterip bunu G.Saray'da başaracağını yazmışlardı. Şimdi rotasyon tepti herşeyi, ortalık toz duman. Rijkaard'ın ve Denizli'nin takdir edilen rotasyonları out, Daum'un eleştirilen sabit onbiri in oldu tam tabiri ile.

M.Denizli ise 20 oyuncuya ilk 11 fırsatı verdiği için yerden yere vuruluyor. Adamın tüm kariyeri 8 maçta yerle bir edilmeye çalışılıyor. Sonrada bu saldırılara BJK teknik direktörü olarak değil M.Denizli olarak cevap verince de (CSKA maçı öncesinde 'bu maç benim kariyerimde artı yada eksi bir sonuç yaratmayacaktır') söylenmedik laf bırakmıyorlar.

Bir de ayrı bir moda var ama ona sadece bir dokunup geçelim. Falan takımın onbirini sayamıyoruz o yüzden başarısız ama filanın onbirini sokaktaki çocuk biliyor artık. İyi de üst üste 10 maçtada performansı sonucu kral ilan edilen Rijkaard'ın onbirini de sayamıyorduk. Rotasyon o zaman iyiydi de şimdi mi kötü oldu. Denizli geçen yıl da benzer şekilde oynatıyordu bu yıl ne oldu peki?

Ancak kalkıp hiçkimse yönetimleri Federasyonu suçlamıyor. Bu üç futbol emekçisini eleştiriyor. Takımın savunması alarm verirken, Servet gitti gidiyorken Marsilya'ya, Emre Güngör'ün ne zaman oynayacağını Nostradamus bile bilmezken ve de üstüne üstlük Gökhan Zan'ın da cam adam olduğu belliyken geriye bir tane yabancı alınmaz mı? Ayhan ve Mustafa Sarp ile tüm yılın çıkacağına inanmak da kimin aklıydı acaba. Orta sahaya bir takviye yapılmaz mı? Linderoth hacı bekler gibi bekleniyor. Sonra vefadan bahsediliyor. Doğrudur yanlıştır tartışırsın. Bak Edu'ya verildi parası hemen gönderildi yerine Bilica geldi kötü mü oldu? Vefa ne oldu, İstanbul'da bir semt olarak kaldı. Sezon şampiyon olarak tamamlanırsa kim hatırlayacak Edu'yu. Ne yazık ki endüstriyel futbolun cilveleri ve bu ülke buna alışacak. Kimse aksini iddia edip de sonra da başarıslığın ardından tef çalıp oynamasın.

Kaldı ki forvet hattı ülkede kimsede yokken Elano alındı! Rijkaard'ı uyaran bir Allah'ın kulu olmadı mı o yönetimde o takımda! Elano çok mu lazımdı G.Saray'a? Arda giderse yerine alındı diye bir söylenti var bu mudur mantık peki? Sanki alt yapıdan adam çıkartılıyor. Bedava mı geldi Elano peki? Seneye de alırdın bunu yada bunun gibisini. Ya Arda gitmezse? Yada gitse de para etmezse? Garantisi mi var bunun? Bu sene ne yapacaksın Elano'yu, bak hali ortada işte.

Yada geçen yıl BJK'nin nasıl şampiyon olduğu ortadayken hiç mi adam gibi adam alınmaz. Bir tane maç çevirecek oyuncusu yok Beşiktaş'ın. Denizli mi istedi acaba bu takımı Tabata'yı yoksa Demirören mi yarattı sizce?

Ayrıca Federasyon'un da şu saçma sapan +2 kuralını kaldırması lazım artık. 2 tane adamla gelişecek Türk futbolu da gelişmesin zaten. Tuncay'dan başka dişe dokunur bir ligde oynayan türk kaldı mı? O'nun durumuda ortada zaten. (Yurt dışında doğup büyüyen ve milli takımda oynayanlar bu statüye girmez. Örnek: Mevlüt, Yıldıray, ikizlerimiz, Nuri vs) Bu +2 yüzünden takımlar bir türlü açıklarını kapatamıyorlar. Ya kaldırırsın tamamen oyna 6 tane ile dersin yada izin verirsin 8 olur 10 olur. +2'yi nasıl kullanacağını karştırıyor kulüpler sonra da yedek otursun diye mi alındı deniyor. İtalya en son Dünya Kupası'nı alırken İnter'de yine İtalyan yoktu. Yani saçma sapan noktalara takılmaktan gelişmeye fırsat bulamıyoruz.

Sonra da ülkenin vizyonunu artıracak hocalara tuhaf tuhaf kulplar takıp literatürlük kelimeler yapıştırıyoruz. Yapılan ne rotasyondur, ne de sabit onbir ile çıkmaktır. Sadece başarılı olmak üzere çıkılan yolda eldekilerle yapılmaya çalışılan hamlelerdir. Adına ne derseniz deyin. Malzeme bunlardır ne yazık ki. Barcelona'da başarı ile uygulanan rotasyon denen lanet kelimeyi G.Saray'da uygulama şansın yoktur. Çünkü elinde birbirine benzer adamlar yoktur. Bu da Rijkaard'ın suçu değildir ne yazık ki. Rijkaard'ın bunu zevkle yaptığını düşünmüyorum. Henry çıkarken Eto'o girer, Pique çıkarken Marquez girer, İniesta çıkar Xabi girer. Ama sende Keita çıkar Aydın girer, Servet çıkar yerine giren olmaz çünkü hepsi müzmün sakattır sağ beki oynatırsın mecburen, sol bekin sakatlanır sol açık oynar orda. Forvetin formsuzdur sokamazsın oyuna diğer yabancı yedeği, +2'ye takılırsın ille yabancı çıkarman gerekir.

Velhasıl yazarların ve medyanın şu kısır yazılarına ve yönlendirmelerine teknik adamlar ne güzel de gülüp geçerler, pabuç bırakmazlar tebrik etmek lazım cidden. Eminim içten çe kıs kıs gülüyorlardır. Ve benim yazarlarım da bunu çok güzel hakediyorladır.

Şu rotasyonu da biraz yazarlara uygulamak lazım. Kimine basketbol, kimine ekonomi kimine de magazin yazdırmak lazım. Hatta kimilerine de çıkış vermek lazım.

4 Ekim 2009 Pazar

FENERBAHÇE:3 GENÇLERBİRLİĞİ:0

Rekor kırıldı, fenomen bitti, herkes rahatladı. Alex rüştünü son bir kez daha ispat etti. Fenerbahçe sabırlı set oyununu her hafta daha fazla yerleştiriyor. Savunmanın önemini her maç daha iyi görüyorlar. Zaten elinde Alex'in varsa maça çıkarken gol atmak yasak da desen, maç öncesinde kazara da olsa gol atar bu takım. Daum'da bunu bildiği için dikkatli savunma, sabırlı hücum yönünü yerleştiriyor. Türkiye Lig'i için %100 geçerli bir sistem. Fenerbahçe bu şekilde devam ettiği sürece ve anormal bir durum olmadıkça şampiyonluğun bir numaralı favorisi olacaktır. Ancak bu oyun Avrupa'da ne kadar yeterli onu henüz bilmiyoruz. Grup maçları da bunu test etmeye yetmez kanımca.

Ligin en dirençlı takımı G.Birliği bile sadece bir kez ceza sahasından kaleye şut çekme şansına sahip oldu. Volkan'ın kurtardığı 4 top da ceza sahası dışından vurulan toplar. Bu da Fenerbahçe'nin rakiplerini orta saha ve savunmanın ortak çalışması sonucunda erittiğinin ve içeri girmesine izin vermediğinin işareti. F.Bahçe Barcelona'nın aynı kulvarında ama birkaç gömlek eksiğini oynuyor. Önce rakibi uyut ve paralize et, sonra öldürücü adamlarınla darbeyi vur.
Emre'nin takıma dahil olması ve M.Topuz'un bulunması orta sahanın direncini artırdı. Ayrıca Cristian-Emre ve M.Topuz aynı zamanda topu bilen ve kullanan adamlar. Bu orta saha için çok önemli bir özellik. Basketbolda bir deyim vardır: Her takım oyun kurucusu kadar oynar diye. Futbolda da sanırım her takım orta sahası kadar oynar diyebiliriz.

Bunları söylerken Cristian'a bir paragraf açmak lazım. Emre ve Topuz'un oluşu sayesinde Cristian'ı ilk kez bu kadar hücuma katkı yaparken gördük. Cristian nerede duracağını bilen, ilk müdahale zamanlaması mükemmel olan çelimsiz yapısına göre zamanlaması sayesinde ayakta kalan bir oyuncu. Emre ile adeta değişimli olarak ileri çıktılar. Fenerbahçe'nin orta sahaya ne kadar faydalı bir transfer yaptığı ispatlandı. Appiah-Aurelio'dan sonra F.Bahçe bu alanda ikilisini yakalamış oldu. Yakalayan yine Daum!

Bilica takımın blok halinde oynadığı maçlarda önemini ortaya koyuyor. Hogh'den sonra bu tarz geriden destek veren olmamıştı henüz. Türkiye'de bu konuda yek bu da F.Bahçe için çok önemli bir artı. Vederson ile uyumu da her hafta yükseliyor. Vederson'da takımdaki yerini her maçta daha fazla sabitliyor. F.Terim'in dikkatine.


Hafta içi M.Demirkol'da yazdı, F.Bahçe sürekli olarak rakibin bir fazlasını oynuyor daha doğrusu oynayabiliyor. G.Birliği maçı bir test idiyse test geçildi.

Ligler başlamadan Daum için yazdıklarımızı Daum adeta bir senaryo gibi oynuyor. Takımın hedefleri ve ülkenin gerekleri ne ise onu yerine getiriyor. Mükemmel bir taktisyen olduğunu itiraf etmeliyiz. Sürekli iyi futbol oynamayacaktır F.Bahçe ama sürekli sonuç alacaktır. Bu da taraftalar açısından kimi zaman homurtuyla karşılanacak. Ama buna da alışılacak zira Daum bildiklerinden ve inandıklarından asla vazgeçmez, bedeli yıldız oyuncuyu silmek olsa dahi. Oyuncu değişikliklerinde biraz geç kalıyor ama oyuncuları demoralize etmek istemediğini düşünüyorum ama yanlış yapıyor. Hem takımın düşüşünü hızlandırıyor hem de yedeklerin daha fazla süre almasına mani oluyor.

MAÇIN ADAMI: Cristian Baroni G.Birliği akınlarını kesen, yönünü değiştiren. Emrw'nin daha fazla ileri çıkmasını sağlayan bir oyun oynadığı için

MAÇIN POZİSYONU: Alex'in daha topta golü bulması

MAÇIN HATASI: 2. golde G.Birliği savunmasının hali. Geçn hafta Antalya'nın yediğine mantıkta bir gol

MAÇIN ŞUTU: Emre'nin direğe nişanladığı top.

MAÇIN HAKEM HATASI: Kuddusi Müftüoğlu'nun önce Lugano'ya sonra da Tozo'ya çıkaramadığı direkt kırmızılar ve İlhan'a ikinci sarıdan kırmızıyı çıkartamaması.

2 Ekim 2009 Cuma

SIR ALEX

Bu Sir Alex dediğimiz, Ferguson olanı değil bu sefer. Doğruca De Souza olanı. Hani şu Fenerbahçe'nin parlak kafalı 10 numarası. Hoş bazen saçlarını uzattığı da oluyordu ama o zamanda bitli kenar mahalle çocuklarına benziyor açıkçası. Kel hali daha bir karizmatik yapıyor O'nu.

2004 yılında geldiği Fenerbahçe'de 6. sezonunu geçiriyor. Zaman olarak bakarsak Fenerbahçe'de Uche'den (9 yıl) sonra en uzun süre oynayan yabancı futbolcu. Ancak bu zaman dilimi içinde Uche'den 31 maç daha fazla oynamış. Avrupa'da en çok gol atan oyuncusu aynı zamanda. Sezon başına 30 lig maçı ortalaması ile oynadığını düşünürsek oldukça iyi bir performans. F.Bahçe tarihinin ilk yabancı gol kralı ve Türkiye gol kralları içinde gerçek anlamda golcü olmayan ilk oyuncu vs vs kariyer listesi uzayıp gidiyor.

Alex aynı zamanda ülkenin futbol kantarı. Her gelen aynı Fantom'un ormanda 10 kaplan gücünde olması gibi bilmemkaç Alex etti durdu yıllarca. Lincoln 10 Alex, Delgado 5 Alex, falanca 8 Alex etti sürekli. Ama daha hiçbirisi 0.5 Alex bile edemedi.

Alex'i dönem dönem eleştirdik takımı yavaşlatıyor, koşmuyor, el freni oluyor dedik. Bunu demedim diyen bile içinden geçirdi, acaba mı dedi. Hatta bazen eleştirmedik, ileri gittik, haddimizi aştık tribünlerce yuhaladık. Belki bu yazı benim içinde bir günah çıkarma yazısı. Gittikten sonra yazmak istemedim belki de.

Alex öncelikle mükemmel bir profesyonel. Çok iyi bir aile babası ve herşeyden önce adam gibi adam. Rakip takım taraftarlarınca da ciddi tehlike. O koşmayan Alex sahada ise devamlı bir dayanağın var demektir. Sihirbaz gibi, ilüzyonist gibi. Ne zaman ne yapacağı belirsiz. Acımasız bir sol ayak. Bir bakıyorsun kadife gibi vurup kaleciyi paralize ediyor, bir bakıyorsun mermi bir şutla tribünler anlamadan golü atıyor. Sanki gözler 360 derece dönüyor yada arkasında, tepesinde gözleri var. Top ona gelmeden daha topu nereye atacağını pozisyonun nasıl gelişeceğini hesap ediyor. En hızlı bilgisayardan daha hızlı çalışıyor oyun zekası.

Alex bu sezondan sonra 1 yıl daha kalacağını ve sonra ülkesine, Cruzeiro'ya döneceğini açıkladı. Yani Alex'i seyretmeyenler varsa son 20 ay. Sonrası hüzünlü bir veda. Büyük usta, futbolun keyfi, taraftarın sevgilisi. Artık maçlarda ilk tribüne kim çağırılır ondan sonra bilemem. Ama Alex'i şimdiden özlemeye başlayabiliriz.
O hep bizim 'I love you Alex' imiz olarak kalacak, ve O'nu golden sonra göğsüne vura vura korner bayrağına doğru koşarken hatırlayacağım ve her ne kadar iyi anlaşamasalarda masamdaki Van Hooijdonk heykelciğinin yanına bir Alex heykelciği koyacağım.

1 Ekim 2009 Perşembe

SHERRIF:0 FENERBAHÇE:1



1-0 serisi devam ediyor. Daum kazanmaya devam ediyor. Takım inatla üretkenlikten uzak durmaya devam ediyor. Ancak bu maç için yazılabilecek ve Fenerbahçe'nin bu maçtaki performansı sonucu söylenebilecek en güzel şey Twente-Steaua maçının 0-0 bitmesidir sanırım.

Sherrif'i şöyle tarif edelim. Üzerlerindeki sarı-siyah formalar sanki büyüyünce de giysinler kabilinden 3-4 yıl önce en az 2 beden büyük alınmışcasına bol gelen bir garip Moldova takımı. Sürekli bol gelen formalarını düzeltip çekiştirip durdurlar maç boyu. Maç boyu ofsayttan bile çıkamayacak kadar oyun aklına sahip olmayan ortada koşuşturan sarışınlar ve iki adet siyahi oyuncu topluluğu. Ve bizim sarı-beyazlılar ise maçın neredeyse tamamında sabır taşını çatlatacak kadar sabırlı ama bu sabrın karşılığını veremeyecek kadar dağınık.

Maç bazı küçük kesitler haricinde Fenerbahçe'nin kontrolündeydi aslında. İlk Twente maçının etkisini ancak bir galibiyet düzeltirdi belki de o sebeple çok aşırı temkinliydiler. Ancak yine de rakip kaleye daha etkili gidebilirlerdi ama 1-2 poziyon hariç başaramadılar. Lugano'nun sanırım bu kadar geriden top şişirdiği bir maç daha olmadı. Bu geriden oyun kuramama çok aşırı top kaybına ve otomatikman Emre-Cristian ikilisinin geri yaslanmasına sebep oldu. Bu da Semih-Alex forvet hattı ile aranın kopmasına sebep oldu. Semih top almak için çok geri geldi ve çok fazla kanatlara deplase oldu. Hoş gol de böyle bir akında geldi. Uğur verilen şansı tepti ve böyle yumuşak bir takım karşısında bile ayağında top tutamadı. Uğur'un kendi performansını düşünüp neden yedek kalıyorum diye düşünmesi gerekli. Deivid'de aynı şekilde.

Yine Alex Fenerbahçe'nin aklı, Emre takımın dinamosu olmaya devam ediyor. Allah bu iki oyuncuya sakatlık vermesin.

Sonuçta F.Bahçe Twente'nin 1 puan arkasına yerleşti. Sırada Bükreş deplasmanı var. Oradan mağlup dönmezlerse grup şekillenmiş olur. Zira Bükreş ve Sherrif ile içeride oynanacak. Ancak bu oyun üst turlarda ne getirir bilemem. Şu anda ardına sığınılacak tek gerekçe var Daum açısından. Takım rakibe göre oynuyor bu sebeple rakipler güçlendikçe daha kaliteli futbol oynanacaktır. Biz de buna inanmak istiyoruz.
MAÇIN ADAMI: Alex de Souza
MAÇIN POZİSYONU:Son bölümde Sherrif'in karşı karşıya kalıp da kaçırdığı pozisyon
MAÇIN HATASI: Lugano ve Önder'in sürekli top kayıpları
MAÇIN ŞUTU: Emre'nin Alex'İn kornerden gelen topa vuruşu
MAÇIN HAKEM HATASI: Erokhin'in Semih'e arkadan tendona yapılan harekete kırmızı kart göstermeyişi

KADİR HAS STADYUMU


Geçtiğimiz günlerde öğrendiğimi paylaşayım dedim. Malum Şükrü Saraçoğlu'ndan sonra en modern stadyum Kayseri Kadir Has Stadyumu. Boş halinde koltuklara bakınca çamaşır suyuna batırılmış renkli elbise gibi alacalı bir koltuk dizaynı var. Meğer amaç seyircinin az olduğu maçlarda bu etkiyi azaltmamış. Entereasn bir yaklaşım. Umarım bilet fiyatı ve futbol kalitesi artar da bu tarz bir önlemi almaya gerek olmaz diğer stadyumlar için.

ARDA'NIN SEÇİMİ


Son yıllarda ülke topraklarının yetiştirdiği en yetenekli oyuncuların başında geliyor Arda Turan. 1999 yılında başladığı Galatasaray macerasında 10. yılına kaptan olarak ve ‘Metin Oktay’ın 10 numarası’ ile başladı. Kaptanlığı ve 10 numarayı hakedip etmediği, hak etmesi için neler yapması gerektiği bu yazının konusu olmayacak. Messi ile kıyaslanması yada O’nun ücretini alıp almaması ise apayrı bir konu. Mevzu Arda’nın gelecek birkaç yılda yapacağı seçim.
Hayatı her adımda takip edilecek, didiklenecek. Denilecek ki o bir delikanlı, tabi ki yapacak. Bunlarda bir sorun yok. Sorun bunları yaparken izlediği yol ve verdiği mesaj. Mesaj vermek zorunda mı Arda bize. Değil. O zamanda sorun yok zaten. Avrupa’da yaşıtları ve ündaşları neler yapmıyor. C.Ronaldo grup sekste basılınca Sir onun için ‘beni yeşil sahada yaptıkları ilgilendirir’ demişti. Şimdi 94M€’luk bir adam oldu. Evet hiçbirşey de sorun yoksa bu yazı neden yazıldı o zaman. Yazıldı çünkü Arda’nın yetiştiği topraklar Türkiye, üzerine bastığı çimler Ali Sami Yen’in. O şımarık bir Londra takımının oyuncusu yada Bernabeu’ya çıkan Castellana yokuşunu mağrur gözlerle izleyen bir Galacticos üyesi değil. Kıyas mertebesi Beckham veya Ronaldo olamaz bu sebeple. Halihazırda O’nu izleyen gözler Turgay Şeren’i, Metin Oktay’ı, Cüneyt Tanman’ı da izledi çünkü. Benim için Cüneyt Tanman’ın ardından gelen virgüle adını yazdırabilecek mi? Giydiği formayı bir sonraki sahibine ‘Arda Turan’ın 10 numarası’ olarak devredecek mi? Adnan Polat onun için nasıl bir kariyer planlaması yapacak? Evet Arda’nın seçimini birlikte izleyeceğiz. Kolay yetişmeyen değerleri yanlış maddi sebeplerle yoldan çıkarıp ah vah etmeyelim.

30 Eylül 2009 Çarşamba

CSKA MOSKOVA:2 BEŞİKTAŞ:1


Bazı şeyleri söylemek için henüz erken ve iddialı olsa da sanırım Beşiktaş için gruptan çıkma şansı pek kalmadı. Deplasmandan alınamayan bir beraberlik ise UEFA Avrupa Ligi'ne devamı da riske atmış durumda. Beşiktaş'ın durumunu göz önüne almazsak grubun en zayıf halkası CSKA Beşiktaş'ı adeta yürüyerek yendi. Ve bu Beşiktaş Rus ekibine karşı pozisyona dahi giremedi adeta. Beşiktaş'a karşı daha yaratıcı ve diri bir takım olan CSKA ile son maç yapacak olması da ayrı bir handikap. Beşiktaş yeni bir oyun düzeni bulamadıkça sürekli olarak oyun aklından yoksun devam edecek ve bu sorun yumağı düğüm olup kalacak. Bu oyun aklı ne Yusuf ne de Tabata. 30. dakikada Holosko'nun oyundan alınması da bu işi çözemezdi çözmedi de zaten. Şimdi üst üste 2 Wolfsburg maçı var ilki dışarı olan. Oynanmamış maç kazanılmamıştır felsefesinden yola çıkarsak Beşiktaş'ın bu iki maçtaki işi oldukça zor. Beşiktaş'ın artık CL'de hedef yerine öncelikli olarak toparlanmaya ihtiyacı var. Daha ağır hasar almadan ve önümüzdeki yılın Avrupa'sını da hedef dışı bırakmadan Denizli ve öğrencileri kendi başlarına bırakılmalı ve çıkışı birlikte bulmalılar. Zira çözüm için dışarıdan yapılabilecek bir etki yada transfer yok. Malzeme bu çıkış ise bir soru işareti. 2010 seçim öncesi Demirören için kader ağlarını örüyor. Bir cümlede Rüştü için saredelim. Kariyer sonu sanırım artık yaklaşıyor. Rüştü facia hatalar yapmaya devam ediyor.

29 Eylül 2009 Salı

MİKROFONLARIMIZ İSTANBUL İNÖNÜ STADINDA


Eskiden televizyondan maç izlenmediği yıllarda -mecburen- radyodan maç dinlenirdi. Aklımda sürekli Orhan Ayhan'ın maç anlatışları kaldı ve diğer ismini hatırlayamadığım değerli maç spikerleri. Çok büyük keyifti maç saatini beklemek, naklen yayın cıngılını dinlemek. Spikerlerin maçları etraflı anlatışları. 'Karşılaşma başladı sayın izleyiciler. Dolmabahçe Stadı'ndaki Beşiktaş bugün siyah-beyaz çubuklu forması ile deniz tarafındaki kaleye hücum ediyor...' diye başlayıp uzayan cümleler. Sanki bir Halide Edip, Yaşar Kemal edasıyla anlatılan maçlar. Aralarda reklam cıngıllarına ise hasta olurdum. Hele bir Stil boya reklamı yok mu? Günlerce dilimden gitmezdi. Almadım uzun bir süre o boyalardan eve zaten.

Kimilerini seyredemedim belki ama Karagümrük, Mersin İdman Yurdu, Orduspor hep benim aklımda radyo takımları olarak kaldı. Özellikle de Karagümrük. Hani en özlediğim takım O'dur hala.

Aynı zamanda inanılmaz bir heyecan radyo. Çünkü sürekli tuttuğun takımın maçını dinleme olanağın yok. Bir o staddasın bir bu stadda. Hele de bir maç anlatılırken sesin yavaştan azalması sonrasında merkeze bağlanılıp 'Evet şimdi mikrofonlarımız Fenerbahçe Stadı'nda' sesinin duyulması ile nabızın 150 vurması yok mu. Adamı kalp krizinden götürür. Maçın ne olduğunun önemi olmuyor o anda. Ve maça bağlandıktan sonra arka plan sesi beklerdim. Bakalım gol gürültüsü nasıl ilk anda. Eğer ciddi anlamda gürültü geliyorsa spikerin gol demesine gerek kalmıyor ben anlıyordum F.Bahçe'nin gol attığını. Yok bir sessizlik hakimse o zaman eyvah.

Bir seferinde F.Bahçe-G.Saray TSYD Kupası maçı dinleyeceğiz. TV vermiyor maçı. Aksi gibi radyoda ilk yarıyı vermedi. Evde inanılmaz bir heyecan, gerginlik. Yıl 90'ların başı, zira Vokri var takımda. İkinci yarı yayınına bağlanılıyor, spiker inatla skoru söylemiyor. Biz kriz geçirmek üzeriyiz evde. 'İlk yarıda nefis bir maç ve gol yağmuru vardı sayın izleyiciler' vs vs uzayan cümleler. Saniyeler içinde kurulan birbirinden berbat senaryolar kafada tabi ki. İyiyi düşünemiyoruz ki kimbilir bu gol yağmurundan nasibimizi nasıl aldık. Belki de kötüye alıştırma kendimizi. Benim için saatler ama gerçekte 1-2 dakika içinde spikerin ağzından skor çıkıyor. İlk yarıyı F.Bahçe 4-2 önde bitiyor. Ve sevinç tarifsiz.

Tabi artık TV'de maç izleyel beri radyodan maç nadir dinler olduk. Bu arada bir bayan maç spikerimiz de oldu. Semahat Arslaner. Kendisini dinleyemedim doğal olarak ama nasıl bir şeydir meraktayım açıkçası. Ama bir röportaj var kendisi ile meraklıları için.

Ama ne olursa olsun Halit Kıvanç'tan bir 90 dakika dinleyememiş olmak benim için üzücü. Yaptığı programları dinledikçe kimbilir ne muhteşemdir ondan maç dinlemek diye iç geçiriyorum. Can Bartu'yu, Pele'yi, Metin Oktay'ı seyredememek gibi bir şey olsa gerek ondan maç dinlememek. Bu vesile ile büyük ustanın da kulaklarını çınlatmış olalım.
Bazı keyifler artık eski yıllarda kaldı geri dönmek mümkün değil ama hatırladıkça bile içimi burkan hatıralar radyo maçları.

GÖREN VARSA HABER VERSİN


Sevgili futbol yorumcumuz Adnan Aybaba'dan uzunca süredir haber alamıyoruz. Nerede olduğunu bilen varsa haber versin. Bilmiyorum bir sağlık sorunu mu var ancak ekranlardan ansızın kayboldu. Her ne kadar futboldan anlamasa da ekranların renkli kişiliğiydi. Nette turlarken resmini gördüm aklıma geldi aniden. Bilen varsa iki satır yazsın.

28 Eylül 2009 Pazartesi

KOLTUK YERİNDE GÜZELDİR


Stadyumda maç seyreden taraftar işler iyi gitmeyince sinirlerine hakim olamayıp ellerine ne geçse sahaya fırlatır. Onları bu şartlarda bilinçli bir taraftar olarak uyarmanız birşey getirmeyeceği gibi sizi de olayın içine çekiverirler ve darbenin nereden nasıl geldiğini anlamazsınız bile. Bu sebeple kimseye stadda bu insanlık dışı varlıkları durdurmaya çalışmanızı tavsiye etmem.

Sahaya muhtelif şeyler atıldığını çok gördüm ve gördük. Geleneksel olanları yazamayacağım yani bozuk para, çakmak, taş gibi olanları. Cep telefonları, ayakkabılar, davul tokmakları, idrar dolu pet şişeler enteresan olanlar. Bir de koltuklar varki inanılmaz. Onları oradan sökmek mesele. Sökemedikleri için tekmelerle kırıyorlar ve sahaya fırlatıyorlar. Yani bazıları sahaya bile gitmeden kendi taraftarlarının kafasında patlıyor. Çok yaşadığım bir şey olduğu için netim bu konuda. Nasıl ruh halidir ki sonucunu düşünmeden yapılır. Sokakta birini kafasına durup duruken bir şey vursanız soluğu önce karakolda ardından da mahkemede alırsınız. Ama yeşil sahalarda yapınca normal ve hakedilmiş bir durum gibi oluyor.

Bu koltukların sökülmesi daha ziyade deplasman taraftarlarınca yapılır. Buradan bunu yapan ve yapacak olanlara bir hatırlatma yapmak lazım. Kırılan bu koltukların, klozet, lavabo ve aynaların bedelleri, hasar tespitinden sonra kendi takımınız tarafından karşılanıyor. Dolayısı ile en azından işin bu tarafını düşünürlerse belki kendilerini tutabilirler.

ELLE OYNAMAK SERBEST!

Yıllardır televizyonda bir hakem hocasının yada bir yorumcunun kalecilerin el ile topu oyuna sokmasına müdahale etmesini bekledim ama ortaya çıkan olmadı. Bu iş de bu durumda bana düştü. Futbol, kuralları esnek olmayan bir spor. Hele çizgi ihlalleri. Tuvalet kağıtları ile yapılan deneyler, çizgiyi geçti geçmedi tartışmalarının sonlandırmasını bir hatırlayın. Şartlar böyleyken hemen hemen her maçta kaleciler daha uzağa göndermek adına topu savururken elleriyle ceza sahası çizgisinin dışına çıkıyorlar. Hemde santimle değil yani metreyle. Bu durumda topu elle nizami oynamaları gereken ceza alanının dışına taşımış oluyorlar. Gelen topu dışarıda elle karşılamak nasıl cezalandırılıyorsa bunun da diğerinden pek bir farkı yok. Bundan sonra kalecileri dikkatle takip ederseniz siz de ne demek istediğimi hemen anlayacaksınız.

Bende Erman Toroğlu gibi soruyorum. Acaba bir gün hangi babayiğit bir hakem cart diye çalıp düdüğü verecek çift vuruşu. Ve bu durumda oyuncuların tepkisi ne olacak. Futbolda elle oynamak serbestse sorun yok değilse sürekli kural ihlali var.

ZEMAN MOURINHO'YA KARŞI


Geçtiğimiz günlerde Zdenek ZEMAN Mourinho için 'O kişiliğinin ardındaki vasatı saklayan ortalama bir taktisyendir. Oyuncularını organize etmek yerine gazetecilerle münakaşe etmesini daha iyi becerir' dedi. Zeman İtalya'da başarılı bir 4-3-3 uygulayıcısı olmayı başarmış ve 20 sene İtalya'da tutunabilmiştir. Başarılı bir taktisyen olmuştur benim gözümde daima.

Bunu duyan Morinho'nun cevabı ise 'Zeman mı? O'nu tanımıyorum?
Mourinho'nun bu alemde fazla şişirildiğini aslında bu denli başarılı bir hoca olmadığını ve düşünenlerdenim.


  © Blogger templates 'Neuronic' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP